3-0 mı 3-3 mü gerçek?


Düşünün; bir şoförünüz var ve uzun yolda giderken hatalı sollama yapıyor ve aracı bir kamyonla burun buruna getiriyor. Sonra ani bir refleksle otomobili yolun en solundaki bankete çıkarıp kamyondan kurtarıp, tekrar yola geri dönüyor. Ne hissedersiniz o an? Sizi ölümle burun buruna getiren de oradan kurtaran da aynı kişi…

Bu anlattığım yaşanmış bir olaydır ve nikah şahidimizin rahmetli eşinin başından geçmiştir. O günü bize anlatırken şöyle bir değerlendirmesi olmuştu.

“İlk yaptığı hatayla onu işten attım, sonraki becerisiyle tekrar işe aldım!”

Dün geceki derbiyi izlerken bu hatıra canlanıverdi.

Olayın Fenerbahçe tarafından özeti böyle bir benzetme olabilir. Aracın sahibi, sürücü koltuğunda oturan kişi kimdir diye sormayın.

İlk yarı bittiğinde tüm Fenerbahçelilerde bir duygu patlaması yaşandığı kesindi, çünkü 3-0 altından kalkılacak bir sonuç değildi. Üstelik öyle bir hava oluşmuştu ki ikinci yarı farkın artması da muhtemel bir durumdu.

Sadece bu kadar mı? Ya ligdeki pozisyon? 3-0’lık sonuç bile haftayı 16. sırada tamamlamaya yetiyordu.

Daha kötüsünü Fenerbahçe 112 yıllık tarihinde hiç yaşamadı, görmedi, deneyimlemedi.

Bu bir hatalı sollamadır ve karşı şeritten gelen kamyonla burun buruna gelmektir.

Fenerbahçe’yi 3-0 yenik duruma düşüren durum öyle ya da böyle 8 aylık yönetimin icraatları, kararlarıdır.

Maça başlayan onbirde sezon başında transfer edilen oyunculardan kaçı vardı sahada? Hiç!

Peki maç kadrosunda? Ayew, Jailson ve Harun.

Teknik direktör? Cocu, Koeman ve Ersun Yanal…

Bu hem istikrarsızlık aynı zamanda işbilmezliktir. Öyle olduğu için de yaşayarak öğrenen, tecrübe kazanan bir yönetim modeli çıktı ortaya.

Aracı soldaki bankete çıkararak kamyondan kurtaran ve bir anlamda hayatta kalmasını sağlayan da Fenerbahçe’nin tarihi, mazisi, formasıdır.

Kimse bu duruma geldikten sonra 3-0’dan 3-3’e dönüşü kendisine pay çıkarmasın. Fenerbahçe derbileri kaybetmez ancak pozisyonu bize gösteriyor ki Fenerbahçe’nin ligdeki futbolu 3-0’ın karşılığıdır.

Maalesef Fenerbahçe’nin durumu budur. Elbette 3-0’dan geri gelmek kolay değildir ve buradan elde edilecek bir momentum da vardır. Ancak bu enerjiyi doğru kullanmasını bilen bir teknik direktör tarafından yönetilip yönetilmediğinin cevabını da Rizespor ve Başakşehir serilerinden sonra öğreneceğiz.

Uzun girişten sonra maça gelecek olursak; bu sezon futbolumuzun dibe çöküşüyle yüzleşiyoruz. Fenerbahçe bu anlamda başı çekiyorsa da Galatasaray ve Beşiktaş sadece şanslarını iyi kullandığı için biraz daha yukarılarda mücadele ediyorlar.

3+3=6 golün atıldığı bir karşılaşmada her iki takımın toplam 600 adet isabetli pas bile yapamamış olması sayısal olarak futbolumuzu, derbiyi anlatmıyor mu?

Yine toplamda 41 faul düdüğünün çalınması da maçın genel durumu hakkında bir fikir veriyor. Yazıyı yazdığım sırada karşılaşmada topun oyunda kaldığı süreyi bilmiyordum. Ancak tahminin 45 dakika civarında olduğu yönündedir.

Hatalı bir faul kararı sonrasında kazanılan duran topu iyi değerlendiren Beşiktaş 10. dakikada öne geçti.

Hasan Ali’nin dikkatsizliği 18’de skoru 2-0’a getirdi.

Devre biterken orta sahada kaptırılan top, Zenit maçındaki gibi gol yenilmesine neden olunca 3-0’a geliverdi.

Her üç golde de Beşiktaş herhengi bir oyun, taktik, pozisyon kurgusu içinde değildi.

Fenerbahçe’nin bol hata yapan bir takım olması, Beşiktaş’a ev sahibi olmanın avantajıyla ileride baskı ile top kapma taktiği fikrini vermişti. İlk yarı Beşiktaş sadece bunu çok iyi değerlendirdi.

İkinci yarı Fenerbahçe’nin değişikliklerinden sadece Valbuena’nın etkisi görüldü. Ancak Dirar’ın Türkiye ve derbi tecrübesini de hesaba katmak gerektiğini söylemek gerekiyor ki sağ kanatta çok iyi işler yaptı. Zajc’ın attığı golün pası ustalık gerektiriyordu.

Bu Dirar’ın neden sezonun ilk yarı cezalı olduğu, Avrupa kadrosuna hangi futbol bilgisiyle yazılmadığının sorusunun sorumluluğunu kimse üzerine almıyor, o da ayrı bir durumdur.

Sadık’ın ve Hasan Ali’nin golleriyse hem ilk yarıdaki hatalarının karşılığıydı hem de muhteşemdi.

İkinci yarıdaki Fenerbahçe’nin ligdeki yeri haketmediği ortadadır. Ancak Fenerbahçe bu oyunu sadece 3-3’e kadarki 20 dakikada oynadığını ve orada bıraktığını da söylemek gerekiyor.

Beşiktaş’ta ilk yarı Kagawa’nın özellikle duran toplarda fark yarattığı ortadadır. Ancak akışkan oyunda aynı etkisini göremedik.

Burak Yılmaz ise bildiğimiz gibiydi. İlk gol öncesinde Sadık ile girdiği mücadelede yaptığı faule rağmen Beşiktaş lehine duran top kazandırması klasikti. Attığı üçüncü gol de.

Beşiktaş’ta hem attığı gol hem de kazandırdığı penaltı ile Gökhan Gönül’ün iyi bir performans sergilediğini söylememiz gerekiyor.

Bu maçın özellikle ikinci yarıda dönmesini sağlayan etkenin Fenerbahçe’nin orta saha üstünlüğü olduğunu yazabiliriz.

Heyecanlı, bol gollü bir derbi izledik. Kime yaradı, çok net bir şey söylemek kolay değil. Bu beraberlikle Beşiktaş liderin tam 11 puan gerisine düşmüş oldu. Yani şampiyonluk yarışı için Başakşehir’in 11 haftada 4 maç kaybetmesi gerekecek. Mümkün mü, belki ama sanmıyorum. Bence Beşiktaş bu sonuçla lige havlu attı diyebiliriz.

Fenerbahçe bir yudum nefes aldı. Ancak Cumartesi günü Rizespor maçı çok daha önemli. Aynı konsantrasyonu devam ettirirse en azından dipten kurtulmak için bir şans olabilir.

uzaygokerman@gmail.com




Kategoriler:Spor

Etiketler:, , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: