Ekşi Sözlük’teki Uzay Gökerman


Herşeye cevap vermek ya da yetiştirmek mümkün değil. Zaten kim ne kadar okuyor ve takip ediyor bu da oldukça belirsiz bir durum.

Bir ara burada bir “özgeçmiş” yazmayı düşünüyorum. Zaman bulabilirsem ve yoğunlaşabilirsem tabii…

Ekşi Sözlük’te hakkımda yazılanlara bakarım ara sıra… Aslında twitter bu anlamda çok daha güzel bir turnusol işlevi görüyor, oraya daha çok güveniyorum ama yine bakıyor insan, merak ediyor diyelim.

Ekşi Sözlük başlangıçta umut veren bir platformdu. Yapısal olarak her isteyenin giremediği, uzun uğraşlar sonrasında yazar olunabilen bir platform olduğunu da biliyoruz. Wikipedia da öyle ama Ekşi Sözlük’te bir kere yazar olmaya başladıktan sonra sanki o başlangıçtaki süreç anlamını tamamen yitiriyor, yazarın istediğini yazabildiği bir alan haline geliyor.

Şimdi ben böyle yazdım ya tonla örnek verilecektir, nasıl iyi çalıştığına dair ancak geçiniz bir kalemde efendim. O tren kaçmış gitmiş.

Adım Uzay olsa da elbette evrenin merkezi olmadığını biliyorum ancak insan kendisini biliyorsa kendisine yapılan değerlendirmelerle bir ilişki kurarak süreç içindeki eylemlerin nasıl çalıştığı konusunda yeterince korelasyon kurabiliyor.

Mesela yukarıdaki enrtylere söyleyecek hiçbir şeyim yok. Tek cümlede hem bilgi veriyor hem görüşünü ifade ediyor aynı zamanda bir sözlük için içerik üretiyor. Buradaki üslup kişisel olarak rahatsız edici olmasına karşın, Ekşi Sözlük’ün karakterine uyduğundan buna söz söyleme hakkını kendimde bulmuyorum.

Bu öneriyi 2018-19 sezonunun şampiyonluk puanın 69’da kalmasından sonra yapmıştım. Galatasaraylılar tepki gösterdiler, dönemsel olarak böyle çıkışlar olabilir ancak bu sezon bunun 69’un da altına inme ihtimali var ki bence adil bir sonuç olmayacaktır, her kim kazanırsa kazansın.

Şimdi esas meseleye gelelim.

Yukarıda peşi sıra yazılmış entrylerin içinde bir tane doğru yok.

Yazmazsam artık hatırım kalacak; Aziz Yıldırım’la hayatımda 4 defa görüştüm.

İlki; Aziz Yıldırım hapisten çıktıktan sonra sürece destek veren kişileri topladığı bir yemekti. Sadece el sıkıştık.

İkincisi, sevgili Ebru Köksaldı’nın ağabeyinin cenazesindeydi. Aziz Yıldırım’la samimi bir karşılaşmamız oldu.

Evet, o yıl FBTV’de program yapıyordum; ama orada olmamın sebebi sanıldığı gibi Aziz Yıldırım değil, dönemin sorumlusu sevgili İhsan Topaloğlu’ydu.

FBTV sözü açılmışken, yukarıda çok bilmişçe yazdıkları için buna da cevap vereceğim; iki sene program yaptığım süre boyunca FBTV’den tek kuruş para almadım. Dün de bugün de FBTV’nin bizim gibi yorumculara verecek parası hiç olmadı. Evet profesyoneller oldu, bugün de var; ben almadım.

Sadece bir sezon maçlara akreditasyonla girdim.

Ayrıca bunu sıklıkla tekrar ediyorum; ama ülke seviyesi, sanırım özellikle de Ekşi Sözlük yazarlarının ortalamanın çok altında olduğundan anlaşılmıyor.

“Ben bir mühendisim ve mesleğimi yapıyorum.”

Mesleğimden para kazanıyorum ve bunun dışında hiçbir gelirim yok.

Mesleğimi de severek yapıyorum; hani kimileri gibi mecburiyetten de değil. İyi ki de mühendisliğe devam etmişim aksi durumda ne bu kadar üretken olurdum ne de bağımsız.

Kitap yazıyorum, onları bastırıyorum. Tüm maliyeti bana aittir.

“Kendi kitabının reklamını yapan” diyen şahıs acaba saymış mı, 3 kitapla ilgili 10 yılda twitter’da kaç tane reklam yapmışım?

Geçen gün uzun süredir karşılaşmadığım bir tanıdığımla bir yemekte rastlaştık. Beş sene önce imza günüme gelmişti. Son kitabım Gamzeda’dan haberi olmadığını söyledi.

Twitter hesabımda sabit duran kitap duyurusu bu nedenle bir reklam değil, haberdar etme amacı taşımaktadır.

Yazma amacım para kazanmak değil. Tarihte hiçbir yazar bunu amaç edinerek yola çıkmaz, yoksa üretemez. Sanat başka bir yerde üretilen süreçtir.

Para kazanmak sadece kitap yazmak için daha fazla boş zaman yaratır.

“3 Temmuz Fenerbahçe İdeolojisi” kitabı kendi maliyetini çıkarmıştır; o kadar.

Çünkü bizim insanımız kitap okumuyor. Bir yazarın kitaptan para kazanabilmesi için kitabının en az 10 baskı yapması gerekir.

Twitter’da 22.000 takipçisi olan bir kişinin kitabının daha fazla kişiye ulaşması gerekir; ama sayısı bende kalsın, üç kitabımın 10 yılda toplam satış adedini biliyorum.

Ama ben yazmaya devam edeceğim.

Aziz Yıldırım’la karşılaşmalara devam edelim; üçüncüsü FEDER’in yemeğidir. Oraya gazeteci/yorumcu kimliğimle katıldım; benim dışımda kişiler de vardı. Mesela bugün sevgili Bozkurt K. Yılmaz ile FBTV’de program yapan Ateş Bakan. Günün sonunda bir fotoğrafta çekildi. El sıkışıldı.

Dördüncüsü de yakın dönemde Başkan’ın doğum günü münasebetiyle oldu. 10 yıl sonra kendisine imzalı kitaplarımı hediye ettim.

FBTV’de program yaptığım dönemde “Aziz Yıldırım ismini” toplasanız 10 defa söylememişimdir.

Yazılarımı inceleyin (komik oldu; kimse yazı falan okumuyor;) Aziz Yıldırım güzellemesi içeriğinde son yıllarda sene de ancak bir defa falan yazı bulursunuz.

3 Temmuz’a kadar kendi halinde bir spor yorumcusuydum.

Bursaspor’un şampiyon olduğu sezon medyada en fazla Bursaspor maçı yorumlayan kişilerden biriydim.

Benim Galatasaraylı ve Beşiktaşlı olduğum yönünde farklı internet sözlüklerinde entryler açıldı. Açanlar tabii Fenerbahçeliydi. Elbette kimse onlar kadar Fenerbahçeli olamaz.

3 Temmuz sonrasında bir seçim yapmak gerekiyordu. Ben ve benim gibiler Fenerbahçe’ye sahip çıkmaya çalıştık.

Aziz Yıldırım Fenerbahçe’nin Başkanı olduğu için bunun ayrılmaz oldu.

Bugün aynı şeyler olsa isimler değişir ancak benim davranış tavrım aynı kalır.

Bu iki şeyi birbirinden ayırt edemeyenler, beni değil kendilerini sorgulasınlar, sorun çünkü orada.

3 Temmuz süreci bana göre bitmedi. Yıllarca Fenerbahçe’nin etrafını saran sorunlar yumağı hiç eksilmedi. Bunu ifade etmeye çalıştım, biraz da fazla korumacılıkla.

Aziz Yıldırım beni korumuş olsa, onun kadrolu yazarlarından biri olsaydım; tahmin ediyorum böyle bir yazı yazma ihtiyacım olmazdı.

Geçmişte Aziz Yıldırım’la yüz yüze gelemeden kendisiyle söyleşi yapmış gibi gazetesinde sayfa yapan, kapısında yatıp kalkan, popüler olan, peşinden de çok meşhur olup, sonrasında Aziz Yıldırım’a da posta koyan gazeteci/muhabir kaakterlerinden de olmadım.

Çünkü Oğuz Atay’ın ifade ettiği gibi;

“Çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende ‘alçaklık’ korkusu var.”

Bu tip karakterlere bugün Fenerbahçe Başkanı çok dikkat etmelidir. Rüzgarın ne taraftan eseceği hiç belli olmaz.

Bende “alçaklık” korkusu olduğu için hep aynı doğruda hareket etmeye gayret ettim.

Kesinlikle bu bakımdan Aziz Yıldırım’ı da sıklıkla eleştiriyorum.

Başkanlar etraflarındaki kişileri doğru seçebilmelidir. Bu söz Ali Koç için de geçerlidir.

Zamanında kendi üslubumla ifade etmeye çalıştığım gerçek ve doğrular hiç değişmedi. O zamanlar bunu Aziz Yıldırım yalakası olduğum için söylemiyordum. Gerçek bu olduğundan anlatıyordum.

Bu entrylerin açılmasına sebebiyet veren durum Yönetimin değişmesiyle ortadan kalkmadı. Ancak yeni Yönetim süreci başka şekilde değerlendirdiğini, değiştirmeye geldiğini söyledi.

3 Haziran’dan sonraki ilk yazımda da bunu ifade ettim zaten. (*) Bu yazıyı okumanızı öneririm.

Fenerbahçe’yi çevreleyen gerçekler Fenerbahçe’nin içinden kaynaklanmadığından Yönetimler değişince de kendiliğinden yok olmuyor, aynı kalıyor. Ben bunları söylediğim için Aziz Yıldırım yalakası olarak adlandırıldım; ancak aynı söylemler, şimdilerde, farklı kişilerin ağzından, neredeyse benim söylemlerime yakın cümle kalıplarıyla söyleniyor, ve hatta daha fazla ifade edilmesi için baskı yapılıyor, sosyal medyadan.

Geçen hafta twitter’da Yusuf Erboy’la yaptığım tartışma ibret niteliğindedir. Zamanı olanlar lütfen bir göz atsın.

Görüldüğü gibi gerçeklerin bir gün ortaya çıkması ve anlaşılması gibi kötü bir huyu varmış.

Tozasor denen kişinin ifade ettiği gibi benim gibilerin sonunu getirmekle dünyanız daha güzelleşmiyor. Sizi çevreleyen dünya değişmiyor.

Sadece mücadele ettiğin yapıya karşı senin tarafında duran bir gücü kendi elinle dışarı atmış oluyorsun.

Kişinin en önemli düşünme aracı empatidir, bunu unutmayın. Empati, “ben olsaydım, şöyle yapardım, o zaman o da böyle yapıyor olmalı” sistematiği ile çalışıyor bizim ülkemizde.

Bende bana bu şekilde entryler açan, sosyal medyada hakaretler yağdıran kişileri tam da böyle değerlendiriyorum.

Bu bir kişisel blog yazısıdır. Öyle okumanızı rica ederim.

Son olarak gelelim Ekşi Sözlük’e.

Çok daha iyi bir kaynak olacakken maalesef yetersiz, hatta zaman zaman saplantılı kişilerin elinde başka bir araca dönüşmüş durumdadır.

(*) https://uzaygokerman.org/2018/06/21/fenerbahcenin-yeni-donem-paradigmasi/



Kategoriler:Spor

Etiketler:, , ,

1 reply

  1. Uzay Gökerman , birlikte çalıştığım ve fikirlerine değer verdiğim son derece dürüst, vatanını seven ,ATATÜRK ilkelerine sahip çıkan sevdiğime saygı duyduğum bir meslektaşım. Tanıdığm için son derece memnunum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: