Fenerbahçe; yönetilemeyen büyüklük


Fenerbahçe, Aziz Yıldırım eliyle 2001 ile 2011 yılları arasında 10 yılda büyütülen ve bizzat yenilikçisi tarafından bile artık yönetilmesi mümkün olmayan bir güç haline gelmiştir.

Fenerbahçe’nin bu kadar büyümesi gerekli miydi sorusunu bugün sormak anlamlı değildir; çünkü özellikle yukarıda andığım tarih aralığında yapılan her türlü yatırıma Fenerbahçeliler destek olmuş, elbirliği ile katkı sağlamış, bunun getirisinden de memnuniyet duymuştur.

O kadar ki Fenerbahçe’nin hem marka hem piyasa değeri dışarıdan da imrenilerek izlenmiş, bilindiği gibi belki ele geçirilmeye belki de yok edilmeye, değeri gasp edilmeye çalışılmıştır.

Dışarıdan bakıldığında yapılması kolay gibi gözüken her türlü sistem, kurum ve oluşumlar aslında iyi yönetilen yapılardır.

Bir işin kolaylıkla yapılıyor olması her zaman onun kolay olduğu anlamına gelmez; ya o işi yapanın ustalığıdır ya da doğru yöntemler sistematik hale getirilmiştir.

Bir süre sonra bu kolay görünen pratikler herkesin yapabileceği yanılgısını da beraberinde getirir.

Eleştirmek kolaylaşır. Mevcut bir yapıyı eleştirmekten daha kolay başka bir şey var mıdır?

Fenerbahçe’de 2011’den ve özellikle de 2013’ten sonra böyle bir iç muhalefet ortaya çıkmıştır. Bunu sadece yönetime aday olan üyeler bağlamında söz etmiyorum; direkt olarak taraftar yapısı, anlayışı ve bakışını anlatmaya çalışıyorum.

Üstelik 3 Temmuz’dan sonra Fenerbahçe bir de dış güçler dediğimiz ağır bir kuşatılmışlıkla da mücadele etmeye başladı.

Bugün Fenerbahçe’nin rakiplerinin sahip olmadığı başka türlü, statülerde rakipleri de vardır. Takip etmesi gereken davalardan söz ediyorum.

Fenerbahçe’nin iç muhalefeti süreç içinde bir yönetim alternatifine dönüştü. Bu çok normal ve eşyanın doğasına da uygun bir süreçti.

O alternatif yönetim sistematiğini bir anlamda  mevcut yönetiminin tam zıt söylemleri üzerine kurdu.

Bakın burada formülü sadece Ali Koç üzerinden ifade etmediğimi özellikle vurgulamak istiyorum. Ali Koç kristalize olmuş bir fikirdir, semboldür; bu fikri yapı birçok yerde eşzamanlı olarak filizlendi ve güçlendi; sonunda da bugünkü Başkanın etrafında birleşiverdi.

3 Haziran 2018’teki o büyük zaferin net karşılığı da bu fikrin coşkusudur.

Burada çok iddialı bir cümle kuracağım; Fenerbahçe’nin işlettiği bu süreç Cumhuriyet tarihimizin belki de en demokratik ve tabandan üst yapıya doğru kurulmuş en doğru modeldir. İşte bu Fenerbahçe’yi diğerlerinden ayıran cumhuriyet vurgusunun da net karşılığıdır.

Fenerbahçe bu demokratik sürecin iskeletini 3 Temmuz’da kurdu. O tarihte yazdığım yazılarda artık Fenerbahçe’nin eskisi gibi de yönetilemeyeceğini yazmıştım. Fenerbahçe kuşkusuz varlık sebeplerinden biri olan tabandaki taraftarın gücünden veya fikrinden bir şekilde etkilenmek zorundadır. Ona ragmen iktidarda kalınamayacağını Aziz Yıldırım yaşadı, tecrübe etti.

Fenerbahçe’nin yeni yönetiminin ve yöneticilerinin eskilerine nazaran bunun daha fazla farkında olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte yeni yönetimin de önceden bilmediği, kestiremediği Fenerbahçe’yi yönetmedeki tüm ezberleri de bozan bu kompleks yapıydı.

Gerçeklerle onu yönetmeye başladığı zaman karşılaşıldı.

Geçtiğimiz ay Metin Şen katıldığı bir programda Aziz Yıldırım’ı artık daha iyi anladığını ve Fenerbahçe’nin yönetilmesinin sandığı kadar kolay olmadığını söyleyerek bana göre kişisel özeleştirisini yaptı. Bu ifade şekli de son dönemde birçok kişinin zihninde beliren tartışmaların kristalize olmasıydı.

Fenerbahçe’nin eski yönetimine yönelik son yıllarda en büyük eleştiri futbol takımının yapısını bir türlü doğru şekilde kurgulayamaması üzerineydi.

Mesela 2017-18 sezonunu kıl payı kaçıran takım sezon boyunca vasat, çöp diye eleştirilirken, dönemin yönetime etrafta alınacak birçok alternatif varken bunu yapamayan beceriksizler gözüyle bakıldı.

Takımın teknik direktörü gönderildi, kadro yeni baştan yaratılmaya çalışıldı. Ancak olmadı.

Az önce yukarıda demokratik etkiden söz ettim; yönetimler sadece tabanın talep ve isteklerine ya da onların gözüne hoş gorünmek için icraat yaptıklarında da bu popülizm olur. Demokrasinin doğru şekilde işletilmesinin sorumluluğu yönetimlerdedir.

Şu dönemde bir tane sol bek transfer edilememiş olması mesela nasıl açıklanabilir?

Sorunu Caner Erkin gibi bir oyuncuyu nasıl kaybedersin üzerinden okumaya devam etmek hayatın gerçekten uzak düşünme şekillerinden olmaya devam ediyor.

Üstelik tüm bunlara bir de basketbol takımının yaşadığı kriz eklendi.

Aslında ne kadar basit bir formül vardı değil mi?

Fenerbahçe; futbol takımı, yönetimin müdahaleleri yüzünden çalışmayan, basketbol takımı bir basketbol aklı tarafından yönetildiği için başarılı olan ancak aynı başkan tarafından yönetilen bir paradokstu.

Herkes bu bakış açısıyla değerlendirmiyor muydu? Beş sene boyunca futbol takımını bu kalıpla değerlendirip, eleştiren yorumcuların isimlerini sayabilirim.

Peki ne oldu?

Bu kadar basit bir sistem nasıl işlememeye veya çalışmamaya başladı?

Ne değişti?

Aslında çok basit; hiçbir zaman kolay değildi ve yapılan hep zordu. Dışarıdan görüldüğü kadar kolay olması için herkes göründüğünden de çok çalışıyordu. İlişkiler yürütülüyordu.

Bugün de çok çalışıyor insanlar; ama olmuyor.

Burası öğretici bir dersttir ancak Fenerbahçe kendi içinde artık bir araya gelmekte dahi zorlanan bir bölünmüşlüğü de yaşıyor.

Düşünün yapılan transferler takım içinde dahi bu Comolli’nin şu Yanal’ın transferi şeklinde ayrılıyor. Ersun Yanal, bazı oyuncuları sırf Comolli aldı diye takıma almıyor şeklinde yorum yapılıyor. Ortada dolaşan bu söylemin gerçek olması çok daha travmatiktir.Umalım ki futbolun dedikodularından biridir.

Yarın bir yönetim değişse sorunlar aynı ancak kişilerin oynadığı roller değişecektir.

Söylemler, birbirlerini suçlamalar, üstelik aynı cümlelerle olmayı sürdürecektir.

Böylesi bir çok fay kırığına sahip dünyada başka örnek var mıdır bilemiyorum.

Mesela Liverpool, Mancester City’nin böyle bir sorun yaşıyor mu merak ediyorum.

İşine en fazla yarayacak kişileri bu karşı taraftaydı diyerek oyunun dışında bırakırken belki de en olmayacakları eski yönetimin dışarıya çıkardıkları diye sınıflandırarak oyuna dahil etmeye çalışmak bir yönetim aklı mıdır yoksa başka bir şey midir, bunu şu an yaşayarak görüyoruz.

Buralardan doğru modeler çıkmayacaktır.

Tek gerçek Fenerbahçe’nin büyüklüğüdür; yönetilmesi tek bir kişinin, grubun ya da anlayışın yapamayacak kadar kompleks, karmaşık büyüklüğü…

Çözümde akla gelen ilk fikir yönetilebilecek hale getirmek midir yoksa o büyüklüğe yakışan bir katılımı sağlayabilmek mi?



Kategoriler:Spor

Etiketler:, , , ,

1 reply

  1. Başkan , futbol ve transfer aklı olarak Türkiye yi ve Fenerbahçe yi tanımayan Comolli yerine Önder Özen gibi bir akıl ile kurgu yapsaydı herşey farklı olurdu.Klavuzu karga olanın …diye başlayan atasözümüz Comolliye ve bu süreçte neredeyse düşecek duruma gelen Fenerbahçe ye tam oturmaktadır.Ne yazık ki ilk senedeki acemilik , hala doğru stoperi ve sol beki bulamama ve yedeksiz son derece riskli bir forvet kurgumuzla devam ediyor.
    Fenerbahçe için çözüm süreci ancak Uefa prangasından kurtulduğumuzda başlayacak. İşte orada artık hata yapılmamalı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: