Heba oldu!


Bu yenilgi bir son olarak görülmemelidir; 6-7 takımın yarış içinde olduğu bir ortamda kalan 12 haftada 5 puanlık fark önemli değildir.

Bu bardağın dolu tarafı…

Kuşkusuz bu kaybın öğretici bir sonucu olmalıdır.

Türkiye’de futbol öncelikle sonuca sonra da ilişkilere bağlıdır.

İlişkiler de tahterevalli oyunu gibidir.

Orada haklı olmak değil, ağırlık önemlidir. Ne kadar ağırlığınız varsa o kadar sözünüz dinlenir, itibar görürsünüz.

Sözün içeriği değil, kimin söylediğine bakılır.

Bir seneden fazla bir süredir neredeyse en ince detayına varıncaya kadar anlatmaya çalıştığım birçok konu neredeyse son üç maçta kendisini ortaya koydu.

Trabzonspor ve Alanyaspor maçlarını özellikle yazmadım; çünkü oralarda da önemli teknik direktörlük sorunları vardı. Ancak gündemi belirleyen başka bir ağırlık vardı.

Fenerbahçe iyi futbolculardan kurulu bir takım. Kim eksik olduğunu söylüyorsa onun futbol konusunda bilgi sorunu vardır.

Eğer bunu takımın teknik direktörü söylüyorsa o yetersizdir.

Net!

Ankaragücü’nün iki golü yaratıcılık ürünüydü.

Oysa Fenerbahçe teknik direktörü takımın “hep” bir yaratıcılık sorunu yaşadığını söylüyor; mesele yaratıcılıksa, eğer takım bu bakımdan bir eksiklik yaşıyorsa o zaman teknik direktörün işi nedir?

Fenerbahçe takımının bizim göremediğimiz bir oyun planı vardı da onu oynayamayan futbolcuları mı oldu “hep?”

Yaratıcı oyuncunun yaratıcılığı arkasında teknik direktörlük yaparken oyuncunun yaratıcı eksikliği bahanesi arkasına sığınmak kuşkusuz tutarlı bir duruştur. Buna söz olamaz.

Heba edilmiştir!

Dirar maça sol bek başladı, sağ açık oynadı ve sağ bek olarak tamamladı.

Teknik direktör burada bir mesaj veriyor; sol bekim yok ne yapayım?

Dirar sol bek oynarken takım 1-0 geri düşüyor, sağ beke geçince de 2-0 oluyor.

Aslında takımın stoperi de yok!

Jailson ile bu kadar oluyor.

Golleri atan takımsa ligin 15. sırasında bulunuyor. Fenerbahçe maçına kadar sadece üç defa kazanmış. Dün dört oldu.

Fenerbahçe’nin yediği iki gol de ders niteliğindedir; hele ikinci gol.

Ankaragücü iki oyuncu ile 6 savunma oyuncusuna ve bir kaleciye gol attı.

İki oyuncu ikişer defa oyuncu eksilterek kendilerine asist ve gol vuruşu hazırlayarak pozisyon yarattılar.

Fenerbahçe’nin golü dışında üç net pozisyonu var ve hepsinde Ozan Tufan tek başına adam eksilterek şut çekiyor.

31 orta denemesi yapıyor. Başarılı olmayınca orta yapma sayısı daha artıyor. Her orta rakibin kalecisine verilmiş bir pasa dönüşüyor.

Kaybedilen tüm maçlarda tekrar eden bir oyun planı; ama öğrenilmiyor.

Kenardan sadece izleniyor.

“Şunu oynatıyor, bunu oynatmıyor” en kolay yorumdur; bir takım sadece oynayan ya da oynamayan futbolcunun üzerine kurulmuşsa orada teknik direktörün kim olduğunun önemi kalmaz.

Oysa biz Fenerbahçe teknik direktörlük makamını önemsiyoruz.

Ankaragücü teknik direktörü Fenerbahçe takımını yenebilecek bir oyun planını ortaya koyabiliyorsa Fenerbahçe teknik direktörü en az on defa daha bunu yapabilmelidir.

Fenerbahçe ligin bu seviyesinde Ankaragücü’ne, hele bu kadar basiretsiz futbol oynayarak yenilemez!

Üç topu direkten döner, beş şutunu kaleci çıkarır, iki penaltısını hakem vermez, birini kaleci kurtarır, anlaşılır ama böylesi olmaz.

Çünkü burası Fenerbahçe’dir.

Geçen sezon bu lafı bolca kullanırken kendisine hatırlatmıştım; gün gelir bu sözle yüzleşilir diye.

İşte o gün bugündür.



Kategoriler:Spor

Etiketler:, ,

1 reply

  1. Uzay Bey, yazdıklarınıza katılıyorum. Ersun YANAL’ın , Aykut Hoca’nın 3 yıllık mirasını devralıp şampiyon yaptığını kimse unutmasın.Ayrıca o sezon hem GS hem de BJK o kadar kötüydü ki 3 hafta kala şampiyon olduk.ve herkes de kerametin Ersun Hoca’da olduğunu sandı.Bunun böyle olmadığını sanıyorum bugünlerde herkes anlamıştır.
    Kamuoyunda şöyle bir algı yaratıldı:” Ersun YANAL hücum futbolu oynatır.” Taraftar biraz da bunun etkisinde kalarak (Cocu’nun son dönemlerinde) Ersun YANAL tezahüratlarına başladı. Bir akşam (Ümraniyespor’a kupada elendiğimiz akşam) Radyospor yorumcusu Hasan Bek’in şu tür yorumlarını dinledim : “Artık Dünya’da hücum futbolu diye birşey kalmadı.Koskoca Fransa 3 milyonluk Hırvatistan’ı Dünya Kupası finalinde oyunu kendi sahasında kabul ederek ve kontratağa çıkarak yendi.Modern futbol, oyunun hem savunma yönünü, hem de hücum yönünü oynamayı gerektirir Aykut Hoca da böyle oynatmaya çalışıyordu. Bu nedenle yönetim Aykut Hoca’dan özür dileyerek yeniden takımın başına getirmelidir..”
    Bu değerlendirme de bence çok doğru. Ersun Hoca ile cümbür cemaat hücum ediyoruz, ama ilk kontratakta kalemizde golü görüyoruz.Hep aynı senaryo, bıktık artık. Aykut Hoca’yı “çok yan pas yaptırıyor, tempo yaptıramıyor, tribünleri uyutuyor” diye eleştirenler, onun zamanında bu kadar perişan durumlara düşmediğimizi de unutmasınlar.Onun zamanında hep zirveye oynadık.
    Sizce yönetim kalan maçlarda Aykut Hoca’yı göreve getirmeli mi? Bunun faydası olur mu? Ersun Hoca’nın futbol anlayışıyla artık şampiyonluk şansımız kaldı mı?Bu konulardaki görüşlerinizi de paylaşırsanız, çok memnun olurum.
    Saygılarımla.
    Muhteşem HACIÖMEROĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: