Sertifikasyonla Şantiyelerde Yeni Bir Kültür


Son yıllarda ülkemizde sağlık ve güvenlik bilincinin artmasıyla birlikte bu alanda birçok mevzuat, yönetmelik ve yasal düzenleme hayata geçirilmiştir. Bu gelişmeler, ihtiyaçlara cevap verme ve sahadaki boşlukları doldurma açısından önemli adımlar olarak değerlendirilebilir.

Ancak tüm bu düzenlemelere rağmen sahadaki uygulamalara baktığımızda, kalıcı bir kültür oluşumundan hâlâ uzak olduğumuzu görmek zor değil. Mevzuatın varlığı, tek başına sürdürülebilir bir iş sağlığı ve güvenliği anlayışı oluşturmaya yetmemektedir.

Bu noktada özellikle inşaat sektörü ve onun üretim sahası olan şantiyeler, sorunun en yoğun hissedildiği alanların başında gelmektedir.

Şantiyelerde alınan önlemler çoğu zaman yasal zorunlulukların yerine getirilmesiyle sınırlı kalmakta, bu durum iş sağlığı ve güvenliğini bir “kültür” olmaktan çıkarıp bir “prosedür” haline getirmektedir.

Oysa mesele yalnızca kuralları uygulamak değil, çalışanların günlerinin büyük bölümünü geçirdiği bu alanlarda insanca yaşam koşullarını sağlayacak bir sistem kurmaktır.

Bugün birçok projede hayata geçirilen, takibi sağlanan LEED, BREEAM gibi sertifikasyon sistemlerinin bu projelere değer kattığını biliyoruz.

Bu sertifikalar yalnızca teknik yeterlilikleri değil, aynı zamanda bir vizyonu ve kalite standardını temsil etmektedir.

Benzer bir yaklaşımın LEED, BREEAM gibi sertifikasyonları hayata geçiren şantiyeler için geliştirilmesi artık bir tercih değil, bir gereklilik haline gelmiştir.

Ortalama bir inşaat projesinin bir yıldan başlayıp üç-dört yıla kadar uzanan süreleri düşünüldüğünde, şantiyelerin geçici alanlar olarak değil, uzun süreli yaşam alanları olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

Bu nedenle şantiyeler için:

  • Belirli kriterlere dayalı
  • Ölçülebilir
  • Denetlenebilir
  • Ve en önemlisi geliştirilebilir bir sertifikasyon sistemi oluşturulmalıdır.

Bu sistem;

  • Çalışma alanlarının fiziksel koşullarını
  • Sosyal ve yaşam alanlarını
  • Hijyen ve sağlık standartlarını
  • Çalışan memnuniyetini ve moral değerleri
  • İş güvenliği uygulamalarının sürdürülebilirliğini bir bütün olarak ele almalıdır.

Her ne kadar bugün belirli standartlar mevzuatlarla tanımlanmış olsa da, sertifikasyon yaklaşımı bu standartları yalnızca zorunluluk olmaktan çıkarıp hedef haline getirecektir.

Çünkü sertifikasyon, denetlenmenin ötesinde bir rekabet ve gelişim motivasyonu yaratır.

Sayısız araştırma, çalışan sağlığını etkileyen en önemli faktörlerden birinin moral ve aidiyet duygusu olduğunu göstermektedir. Bu da bize gösteriyor ki iyi tasarlanmış bir şantiye ortamı, yalnızca konfor değil, doğrudan iş güvenliği anlamına gelmektedir.

Bugün şantiyelerde yaygın olarak kullanılan prefabrik yapılar bir zorunluluk olarak görülse de bu yapıların oluşturduğu “geçicilik hissi” çalışan ile iş arasındaki bağı zayıflatmaktadır.

Oysa doğru planlanmış ve belirli standartlara bağlanmış bir şantiye organizasyonu, çalışanların sürece dahil olduğu, sahayı sahiplendiği bir yapı oluşturacaktır.

Sonuç olarak;

Şantiyeler, yalnızca üretim yapılan geçici alanlar değil,
belirli standartlara sahip, denetlenen ve geliştirilen yaşam alanları haline gelmelidir.

Ve belki de artık şu soruyu daha güçlü sorma zamanı gelmiştir:

Şantiyeler için ulusal veya uluslararası bir sertifikasyon sistemi oluşturulmalı mı?

Yorum bırakın