Dün Trabzonspor’un Galatasaray’ı yenmesiyle birlikte Süper Lig’deki tablo artık değişti; artık mesele sadece şampiyonluk değil… ikinci de kim olacak?
Geride bıraktığımız üç sezondaki iki takımlı yarış heyecandan daha çok Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki gerilimi yükselten ve rekabetten, sportif olaydan daha fazla işin karanlık taraflarına hitap eden bir mücadeleye sahne olmuştu.
Sezon başında burada yazmıştım; Trabzonspor ve Beşiktaş’ın da bu yarışın içinde bulunmaları Süper Lig’in heyecan seviyesini yukarı çekecektir, diye.
Trabzonspor buralara kadar gelmeseydi muhtemelen Cumartesi akşamı işini böylesine ciddiye almayacaktı. Oysa kazanarak hem Fenerbahçe ile olan ikincilik mücadelesine devam etti hem de Galatasaray’a 3 puan daha yaklaşarak en az Fenerbahçe kadar iddialı hale geldi.
Kuşkusuz bu durum Fenerbahçe için de ekstra bir strese dönüştü.
Artık ikincilik garanti olmaktan çıktı; dahası şampiyonluk mücadelesinin son düzlükte kaybedilmesinin saha içi ve dışına dair bir dolu mazereti oluyordu ancak üçüncülüğün önce Camia’ya sonra da futbol kamuoyuna tatmin edici açıklamasını yapmak önceki kadar kolay olmayacaktır.
Uzuuuun bir Milli aradan sonra Süper Lig mücadelesi gerçekten iyi geldi diyebiliriz sanırım.
Herkes bir silkelendi ve taraftarı olduğu takımın durumunu hatırladı.
Cumartesi ve dün akşam oynanan gerilim seviyesi yüksek eşleşmeler bir anda dört büyük takım taraftarını da motive etmiş olmalıdır.
Derbi maçına gelecek olursak karşılaşmanın son dakika penaltı golüyle sonlanmış olması her iki taraf için yanılgılarla dolu duyguların yaşanmasına da sebebiyet verdi.
Önce kaybeden taraftan başlayalım.
Fenerbahçe, sahasında sürdürdüğü uzun yıllar büyük maç kaybetmeme serisinde en çok zorladığı karşılaşmalar Beşiktaş ile olanlardı.
Kadrosu ne kadar iyi olursa olsun, Beşiktaş maçlarını çoğunlukla tek farkla kazanabilirdi.
Oysa Galatasaray karşısında çok açık farkla kazandıkları olurdu.
Bu Fenerbahçe’nin kadro olarak eksiği ya da zayıflığından ya da Beşiktaş’ın gücünden değil siyah beyazlıların gerçekten maça iyi motivasyonundan kaynaklanırdı.
Dünkü karşılaşma mesela 2006, 2010 veya 2011 yılında oynanmış olsa muhtemelen Beşiktaş sahadan 6-7 farklı bir skorla ayrılırdı.
Bu maçın 90+’lara kadar 0-0 devam etmesi Beşiktaş’ın başarısından çok Fenerbahçe’nin kalite seviyesi ortalamanın da altına inen oyuncularından kaynaklandı.
Sahada kaliteyi biraz yukarı çıkaran 2-3 oyuncudan bir tanesi daha çeyrek dolmadan sakatlanarak kenara geldi.
Bu kadar kötü oyuna rağmen maçı son dakikaya kadar berabere getirmiş olmak kuşkusuz Beşiktaş tarafı için “bu karşılaşmanın hakkı beraberlikti, hakem ve VAR bunu elimizden aldı” duygusunu vermiş olabilir ama zaten hali pür melalini Lig tablosu da gösteriyor.
Bu yanıltıcı duygular saha gerçeklerinin üzerini örtüyor.
Tıpkı Fenerbahçe tarafında olduğu gibi.
Nene, Sidiki ve Kerem’in kaçırdıkları gol pozisyonlarını şansızlık olarak görmek ya da “futbolun içinde bunlar oluyor” demek sanırım en fazla böylesine değer verdiğimiz oyuna haksızlık olacaktır.
Galatasaray’ın önceki sezonlara göre 3 yenilgi aldığı bir yarışta Fenerbahçe’nin hala bir maç fazlasıyla rakibinin 1 puan gerisinde kalması da geçmiş senelerden farklı saha dışıyla açıklanacak kadar kolay olmasa gerekir.
Bu durum Fenerbahçe’nin mücadele ettiği saha dışı gerçeğini değiştirmese de her olayda aynı argümanlarla konuşmak realiteyi anlamamak, üzerini kapatmak olur.
Nedir bu realite?
Fenerbahçe’nin futbol aklının bu sezon doğru çalışmadığı, kadro planlamasını yapamadığı veya çoğunlukla da önemsemediğidir.
Yapamadığı tarafı Ali Koç’a, önemsemediği bölümü de Sadettin Saran’a yazar.
Dzeko ve Tadic gibi iki önemli futbol aktörünün yerini dolduramazsanız; savunmaya gerekli katkıları yapamazsanız, santrafor transfer edemezseniz ne kadar pozisyona girerseniz girin atamaz, en basitlerini de kalenizde görürsünüz.
Pozisyonun özeti budur.
Sezon başında kadro yerli yerindeyken Tedesco sahip olduğu tüm teknik direktörlük meziyetlerini kullanarak bu takımı yarışta tutmayı başardı ve buraya kadar getirdi.
Getirdiği yer ilk yarının sonudur.
Oradan sonra kadroya takviye yapılması kaçınılmazdı; henüz ilk Galatasaray maçında bile görünüyordu.
Ancak Başkan yapmadı.
Riske girmedi, belki de. Oysa tam da o sezon bu sezon olacak bir seviyeye kadar gelmişti.
Peş peşe gelen sakatlıklar sonrasında Tedesco’nun da elinde başka maharet kalmayınca ortaya dün akşamki durum çıktı.
Asensio sakatlanınca yerine giren Fred’in ne yapabileceğini ve yapamayacağını zaten geçen sezondan biliyorduk artık.
Fred yerine İsmail çok daha iyi bir seçenek olabilirdi.
Nene ve Musaba’nın aynı anda olduğu dizilimin sıkıntılarını geçtiğimiz maçlarda tecrübe etmiştik ama Tedesco belki de son bir kere daha görmek istedi.
Neden Nene sorusunun cevabı son dakikadaki penaltı pozisyonu ile açıklanırsa zekamızın çalışmasına yardımcı olan bir dizi snapsın (düşünce) bağlantısının kopmasına neden oluruz, diye düşünüyorum.
Olabildiğince yumuşatarak ifade ediyorum.
Diğer tarafta Talisca’nın çıkarılması yerine Sidiki’nin girmesi!
Olaya şu tarafından bakabiliriz; Sidiki belki mutlak iki pozisyon kaçırdı ama en azından o pozisyonları da yarattı?
Evet… Böylece dizi snapsı da kaybetmiş olabiliriz.
Meselenin en basit tarafı şu; rakiplerindeki benzer oyuncular Osimhen ve Onuachu girdiği pozisyonları golle sonuçlandırıyorlar.
Takımlarının en etkili isimleri, rakiplerinin de sıkıntısı oluyorlar.
Sidiki ise Kadıköy’de taraftara saç baş yolduruyor.
Diğer yanda karşılaşmanın en sıkıntılı dakikalarında, savunmanın belki de bel kemiği oyuncusu Skriniar rakip ceza sahası içinde Beşiktaşlı oyuncuyu iterek bir pozisyonun başlamadan bitmesine neden oluyor!
İnanılmaz gerçekten!
Geçen sezon Mourinho sıkışan maçları ortalarla açmayı denerdi ve iyice çıkmaza girerdi oyun.
Fenerbahçe orta ile pozisyon ve gol üretmede kısır takımlar sıralamasında en üst sıralarda yer alıyor bile olabilir.
Tedesco’nun da aynı çıkmaz yolu her maçta ısrarla denemesini biz de sabırla tribünlerde ve televizyon başında izliyoruz.
Her başarısız orta takımın ritmini bozuyor, takımın hücum akışkanlığına zarar veriyor üstelik özellikle de kornerlerde rakip için atak başlangıcına dönüşüyor.
İşte…
Bu kadar kötü, silik, hatalarla oynayan bir Beşiktaş karşısında karşılaşmanın son dakikaya kadar 0-0 devam etmesinin Fenerbahçe tarafındaki açıklaması da bu.
Fenerbahçe bir şekilde kazanarak kendisi için bir soluklanma zamanı kazandı.
Üç hafta sonra oynanacak Galatasaray karşılaşmasına kadar.

