Demokrasinin entropisini arttıran bilgi çokluğu…


Entropi  biraz da uzmanlık alanıma girdiği için üzerinde fazlasıyla düşündüğüm, önemsediğim bir konu ve yeri geldiği için ilişki alanını genişletiyorum.

Entropi termodinamiksel bir terim olarak kullanılsa da yazımda (Entropi) da belirttiğim gibi “felsefeden tutun da, tarihe, ekonomiye, sosyolojiye, hatta seksolojiye, kozmolojiye, spiritüalizme, nükleer füzyondan hemen her şeye katkı ve etki yaratacak, düşünmenin şeklini değiştirecek” bir fenomen olduğunun altını çizmiştim.

Neden yeniden hatırlatma ihtiyacı duyuyorum?

Doğanın bir dengesi var. Bu bazen bize dramatik gelse de canlıların sahip olduğu hayat da belli bir zaman içinde tanımlanmış. Sonsuzluk kavramı da aslında bir mirasla devredilen bir gelenek olarak ifade edilmeli.

Bizler bu geleneği düşüncemizle rasyonelleştiriyor, disiplin altına alıyor ve anlaşılır kılıyoruz. Bu nedenle sonsuz bilgiden söz edebiliriz ancak bu aklımızla desteklenmezse ortaya sadece karmaşa çıkar; hatta düzeni bozar.

Canlı organizmasındaki kanser de böyle bir oluşumdur. Hücreler kontrolsüzce bölünmeye başlarlar ve artık o organın işlevini yerine getirmesine engel olurlar.

Kanserin tedavisi de bu hücrelerin yok edilmesi için vücuda verilen zehirdir. Yani beden bir taraftan gelişimini sürdürürken, diğer taraftan o kontrolsüz gelişim yine dışarıdan müdahale ile yok edilmeye çalışılır.

Çünkü Entropi artmıştır; düzen bozulmuştur.

Yaşamın veya evrenin hiçbir noktasında sonsuz gelişim ya da özgürlükten söz etmek mümkün değildir.

Görecelilik bize süreçlerin birbirlerini referans aldığını gösterir. Bu da mutlakıyetin sonudur.

Nereye varmaya çalışıyor olduğumuzu sanırım tahmin ediyorsunuz.

Ülkemiz bir “bilgi zenginliği” ancak “akıl tutulması” ile birlikte sanki “demokratik devrim” yaşıyor. Her gün gazeteler yepyeni başlıklar atarak insanlara bilmedikleri şeyleri sunuyor. Bu da demokrasi adına yapılıyor.

Ancak bunun bir sırası ve belli bir düşünme formasyonu oluşturulmadığı için ortaya çıkan bilgi insanların zihinlerinde bir çeşit kanser hücresi gibi çoğalıyor. Bir taraftan da düşünme mekanizmasını yok ediyor.

Örneğin bugün darbeler konusunda tam bir kafa karışıklığı var.

Askerin/genelkurmayın darbe üreten bir mekanizma, kaynak olduğu belirli bir program dâhilinde şemalaştırılıyor. Ancak bu nihayetinde bir şablondur. Bizler şablonları bazı şekilleri kolay çizmek için kullanırız. Tasarımın kendisi asla şablonlarla oluşturulamaz.

Çok ilginçtir 1980 Darbesini ve sonrasını destekleyenler bugün darbe karşıtı, demokrasi aşığı; o gün darbenin karşısında olup direniş içindekiler de bugün sanki darbeci gibi görülüyor ya da gösteriliyor.

En son örneği sevgili ağabeyimiz Melih Aşık’ın hatırlatmasıyla Sn. Nazlı Ilıcak Hanımefendinin şahsında kristalleşti.(*)

Kuşkusuz ismini anamadığımız, 12 Eylül’ün baş mimarlarından ve nedenselliklerinden biri olan 24 Ocak kararlarının sahibi büyük liberal Sn. Turgut Özal’ın çevresinde yer almış bugünün özgürlükçü ve darbe karşıtı yazarçizerleri de vardır.

Biz bugün hala “12 Eylül’ü askerler yaptı” şeklinde bir formülle düşünüyor ve darbelere karşı duruşu geliştiriyor üstelik bunu çok iyi tanıdığımız ve bir zamanlar sözüne itibar ettiğimiz “aydınların” kaleminden okuyorsak o zaman ortada bir Entropi artışı söz konudur.

6-7 Eylül olaylarını lanetleyen ve sabah akşam bunun ne büyük bir felaket olduğunu ifade edenlerin; o olayları başlatan gerekçenin Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı şeklindeki provokasyon haberinin olduğunu unutup, Fatih Camii’nin bombalanacağını manşetlerine taşıyanların da çok ciddi bir entropik enerji oluşturduğuna kuşku yoktur.

Çok yakın, Sivas’ta bir otelin içinde insanlarımızın diri diri yanmasına neden olan provokasyonu ne tür bir haberin harekete geçirdiğini de unutmak bir “aydın duruşu ya da sorumluluğu” olabilir mi?

Aydının sorumluluğu entropiyi arttırmak değil; zaten ortada büyük bir kaos yaratan bu düzensizliğin anlaşılabilir bir düşünselliğe getirilmesine yardımcı olmaktır.

Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır ki; doğada Entropi sürekli artmakta ancak insan aklı bunun tam tersi yönde düzen sağlamaya çalışmaktadır.

İdealizmin, materyalizmle ilişki kurması gereken nokta burasıdır.

Uzay Gökerman

(*) Bu yazı 01.02.2010 tarihinde yazılmış ve Milliyet Blog’da yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s