Hangisi daha suçlu; Fenerbahçe mi, Galatasaray mı, yoksa?


Dün polisin Galatasaray mesaisi herkesi heyecanlandırdı. Çünkü 3 Temmuz sürecinin en başından bu yana şike-örgüt soruşturmasının ve operasyonlarının dışında olduğuna kamuoyu öylesine ikna olmuştu ki kimse Galatasaray’la ilgili bir soru sorma ihtiyacı duymuyordu. Ancak muhtemelen yine bu soruşturma kapsamında ifade veren bir gazeteci kaynaklı ilginç bir not veya mektup bir anda Galatasaray dosyasının açılarak incelenmesi için bir neden yarattı.

İddia: Denizlispor-Fenerbahçe maçı öncesinde, Galatasaray, Denizlispor’a teşvik göndermiştir. Ortada 1.5 milyon dolarlık bir para dolaşmaktadır ve Song’a ödeme yapılmış gibi gösterilip, Denizlispor’a “Galatasaray’ın menfaatleri doğrultusunda” verilmiştir.

14 Nisan 2011 tarihinden önce işlenmiş şike ve teşvik eylemleri Şiddet Yasası’nın 18. Maddesi kapsamına girmiyor. Bu nedenle de adli makamların kapsamı dışında kalıyor. Ceza davası açılamıyor.

Bülent Tulun emniyetten ayrılırken “kendi arabamla geldim, yine kendi arabamla ayrılıyorum” derken sanırım bu mesajı vermeye çalışıyordu.

O zaman Bülent Tulun neden emniyette ifade verdi? Polis Florya ve Arena’da arama yaptı, Adnan Polat’ın evine gitti?

Bu soruları cevaplandırmak kolay değil.

İlginçtir, 3 Temmuz günü başlayan operasyonla ilgili bütün detaylara sahip, neredeyse bütün spor medyasının ağzının içine baktığı “gazeteci” de detaylara hâkim değil.

Soruşturmanın buradan başlayıp başka taraflara gitmesi de artık mümkündür.

Hiç kuşku yok ki son bir aydır insanları en fazla rahatsız eden şey “şuyuu vukuundan beterdir” durumudur. Özellikle 3 Temmuz’da Fenerbahçe merkezli başlatılan operasyon “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” yaklaşımı ile birçok kişide bir suçlu kanaati yarattı.

Zaten Fenerbahçe isminin geçmesi bile bazıları için yeterli oldu. Bu durumun diğerleri için geçerli olacağı bir gerçekliktir.

En başından bu yana yazılarımızda özellikle bu durumu ayırt etmeye gayret gösterdik ya da başka bir soru sorduk.

Trabzonsporlular Aziz Yıldırım’ın tutuklanmasından sonra sokaklara döküldüler, Beşiktaş taraftarı da Trabzonspor’u şampiyon ilan etti; ancak ertesi gün Sn. Sadri Şener ifade vermeye çağrıldı. Peşinden de Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu’nun tutuklanmaları geldi.

İddianame ortaya çıkmadan birçok suç sayıldı, suçlu ilan edildi. Tutuklanmış olmanın ya da olmamanın temelde sanık olma süreciyle ilgisinin bulunmadığını Ergenekon Davası’ndan öğrendik. İddianamenin mahkemeye sunulmasından sonra okuduk ki gözaltına alınıp salıverilen birkaç önemli isim davanın merkezine yerleştirilmiş kişilerdi. Bunlardan en önemlisi bugün yaşamıyor.

Dün Galatasaray’la ilgili olan diyelim ki emniyet tarafından talep edilen bilgi alış verişi 3 Temmuz süreciyle bir ilgisi olmayabilir hatta yasalar çerçevesinde suç konusu da teşkil etmeyebilir ancak yakın geçmişimizin çok konuşulan bir olayının bugün sanki olmuş gibi ortaya çıkması ilginç değil midir?

Peki, burada bir sorun yok mu?

Aslında burada bir sorun yok; fiili bir durum vardır ve tespit edilmelidir. Savcı iddianamenin başındaki giriş bölümüne bu genel durumu özetlemelidir. Çünkü genel durum tespiti yapılmadan bu davanın yürütülmesi veya anlaşılması kolay değildir.

Savcı yapmazsa da sanık avukatları bunu savunmalarına yazabilmelidir.

Bugün futbolla ilgili hemen herkes itiraf edemese de kendi kendine biliyor, düşünüyor; 3 Temmuz operasyonunda sorgulanan veya suç konusu olan şeyler aslında bütün bu ilişkilerin içinde olan kişilerce yıllardır “normalleştirilmiştir.”

Bunun Fenerbahçe’si, Galatasaray’ı, Beşiktaş’ı, Trabzonspor’u yoktur. Olmadığını da net olarak görüyoruz.

Evet, fil zücaciye dükkânına girmiştir, etrafı kırıp geçirmiştir belki ancak bir takım ilişkileri de ortaya dökmüştür.

Böyle mi devam etsin?

Hayır, asla böyle devam edilmesine izin verilemez. Bu normalmiş gibi görünenler aslında çarpık ilişkilerin ürünüdür.

Ancak bunun normalleşmesine seyirci olup, sonra Propaganda filminde olduğu gibi yıllarca bir arada yaşayan insanların arasına bir sınır çizgisi çekip, bir taraftan diğer tarafa geçişi pasaporta bağlayıp, pasaportsuz kalan, nereden pasaport alacağını da bilemeyen insanları da hayatın dışına atarsanız işte burada bir sorun yaratmış olursunuz.

Sorumlular cezasını çekmelidir, yargısına sonuna kadar katılıyorum. Ancak bütün sorumluları cezalandırmazsanız bu durumda yasanın amaçladığı şeyi sağlamamış olursunuz.

Yasa geç çıktığı için bir grup kendini kurtarmışlarla yasanın kapsamına girdiği için yıllarca ceza alacak insanlar, kulüpler yaratırsınız.

Daha önce de yazmıştım Adalet sadece yasaları uygulamak ve ceza vermek üzerine bir terazi tutmaz elinde. Yargıçlar, hâkimler bazen topluma ve yasa koyucuya önemli mesajlar veren kararlara imza atarlar.

Hiçbir şey eskisi gibi olmasın!

Yeni bir başlangıç yapalım.

Bu sisteme neden olanları temizleyelim. Dışarı çıkaralım.

Ancak o başlangıçla ilgili miladın ne olacağını tartışalım.

Kişiler üzerinden konuşmuyorum. Ancak kurumlarımız, sporumuzun motor gücü olan tarihi kulüplerimiz mutlak şekilde korunmalıdır.

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bu yazı 05 Ağustos 2011 tarihinde Milliyet.com.tr‘de yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s