Savunmasız ceza verme tartışması yapılıyor.


3 Temmuz Pazar günü emniyetin özel yetkilendirilmiş savcıların talebiyle başlattığı organize şike ve teşvik örgütü operasyonunda dün yine çok önemli bir gündü.

Futbol federasyonunun liglerin devamını ilgilendiren hususta yapacağı açıklama ve kararlara çok fazla anlam, misyon yüklenmişti. Bir şekilde adaletin belki beş yılda varacağı kanaat ve sonuca 20 günde ulaşıp tamamlaması bekleniyordu.

Hiç kuşkusuz Mehmet Ali Aydınlar’ın açıklaması kimseyi memnun etmedi; çok ilginç ve orantısız tepkiler geldi. Aydınlar’ın tecrübesizliği bir gerçektir. Ancak o makamda bugün kendisini eleştiren her kim oturuyor olsaydı bu kararı almak zorundaydı.

Aydınlar’ın kararı UEFA’ya, CAS’a ve etrafındaki hukuk adamlarına sormadan yönetim kurulundaki arkadaşlarıyla birlikte almış olduğuna inananlar varsa kusura bakmasınlar olaya çok basit bakıyorlar.

Operasyonların başladığı günden bu zamana kişilerin tavır ve duruşundan çok şeyler öğrendik.

Bir kere futbol dünyamızın içindeki önemli birçok ismin bulundukları pozisyonları dolduracak bilgi ve birikime sahip olmadıkları ortaya çıktı.

Hukuk konusundaysa tamamen aciz durumdaydılar.

Kamuoyunu tek bir yönde yönlendirmeye ve etkilemeye çalışan bir kesim de bu durumdan sonuna kadar yararlanmayı sürdürmektedir.

Federasyon Başkanının yaptığı açıklamanın hemen peşinden “hakkımızdaki iddiaları bilmeden nasıl savunma yapacağız?” şeklinde açıklama yapan Trabzonspor Spor Kulübü Başkanı Sadri Şener belki de boş bulunup son 45 gündür içinde bulunduğumuz durum hakkında kendi tarafından mağduriyetini dile getirirken çok doğru bir soru sordu.

Bu soru sadece Sn. Şener’i değil, herkesi ilgilendirmektedir.

Bugün temel sorun savunma hakkını ortadan kaldırılarak insanlar ve kulüpler adına peşin bir karar vermeye zorlayan, neredeyse iki bin yıllık hukuk anlayışına kaynaklık eden düşüncenin yerine yenisinin ikame edilmeye çalışılmasıdır.

Hukuktaki savunma hakkının ortadan kaldırılarak, “deliller net, cezalandırılmalıdır” şeklinde yargı yetkisini kullanıp görüş bildirenler anayasanın 38. ve 138. maddelerine aykırı davranış içindedirler. Bunu üçten fazla kişi bir araya toplanıp yapıyor, konuşuyor ve yazıyorlarsa bu durumda organize anayasaya karşı bir suç işliyorlar olabilirler.

Hukukta usul ve esas diye çok önemli iki temel dayanak vardır.

3 Temmuzdan bu yana bu iki temel aşamaya daha gelinememiştir bile.

Yargılama dediğimiz şey önce usulden başlar. Bir davanın hangi mahkemede nerede, nasıl ve ne şekilde görüleceği usul konusudur. Davanın açıldığı mahkeme usul yönünden baktıktan sonra esastan görüşülmesine karar verebilir ya da bozabilir. Birçok dava sonuçlandıktan sonra bir üst mahkemede dahi usulden veya esastan bozulabilmektedir.

Çağımızda davalar uluslar arası mahkemelere de taşınabildiğinden sürecin birden fazla aşaması olabilir.

Açıkçası günlerdir fotoğraf karelerinde ve tapelerde suç arayanların hukuk konusunda hiçbir araştırma yapmamaları, delillerin hukuka uygun olup olmadığını sormamaları çok ilginçtir.

Bu operasyonun içinden iki veya daha fazla dava konusu çıkarabilir ya da çıkaramayabilirsiniz.

Örneğin…

Ortada çıkar amaçlı bir suç örgütü olabilir ve bu kişiler kendi menfaatleri doğrultusunda içinde bulundukları kurumları zarar verme adına kullanmış olabilirler. Söz konusu örgütün kazançları arasında futbol çok küçük bir yer de kaplayabilir. Bu durumda kurumları koruyarak kişileri cezalandırma gibi bir sonuca ulaşılabilir.

Dava başlamadan, insanlar dinlenmeden ve deliller ortaya koyulmadan bütün bunlar diğerleri gibi varsayımın ötesine geçemez.

Bu ülkede 2006 yılında bütün MOBESE ve diğer güvenlik kameralarının kaydettiği Dink Cinayetinin davası bile 5 yılda karar verme noktasına gelebilmiştir, tamamlanamamıştır.

Ekonomik suçlarda “suçüstü” esastır. Para transferine ya olduğu an el koyacaksınız ya da takip edebiliyor olacaksınız. Elinizde böylesi bir delil yoksa bu durumda suçu itiraf eden bir sanık ya da gören bir tanık bulacaksınız. Bütün bunlar da mahkeme tarafından kabul edilebilir olacaktır.

Savunma sırasında sanıkların yapacakları itiraflarla davanın bambaşka bir nitelik kazanıp kazanmayacağı, ortaya koyulan yeni delillerle yepyeni ilişkilere ve kişilere ulaşıp ulaşmayacağımızı bugün bilmek ve ona göre karar vermek mümkün müdür?

İddianame bile tek başına yeterli bir belge olmayabilir.

Artık ülkemizin gündeminde bir futbol davası vardır. Bu bir gerçekliktir ve sonuna kadar gidilmelidir. En çok da sanık durumuna düşecek olanlar bu taleple hareket etmelidir. Ancak evrensel hukuk kurallarına dikkat edilerek, özen gösterilerek sürdürülmelidir. Çünkü onları görmezden gelirseniz bu davayı sonuçlandıramazsınız.

Hukukun dışına çıkarak acilen bir yere ulaşmak isteyenlerin amaçlarını da bu sürecin içinde çok anlamlı bir yere koymalı ayrıca sorgulamalıyız.

Federasyonun kısıtlı zaman içinde yapabileceği daha iyi bir şey yoktu. Bu süreci federasyon başlatmadı. Öyle olduğu ve önüne yasalarla engeller koyulduğu için savunma dahi alamıyor, isteyemiyor.

İşte bu bile bir usul çıkmazıdır.

– Nejat Biyediç’e saygı…

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bu yazı 16 Ağustos 2011 tarihinde Milliyet.com.tr‘de yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s