Şike soruşturmasının sonuna kadar nasıl gidelim?


Operasyonun ikinci haftasının sonlarına gelirken sürecin içine Beşiktaş’ın da dâhil olması, dün akşamüzerine doğru Sn. Demirören’in kazanılan Kupa’yı Federasyona iade etmesiyle bambaşka bir şekil almış oldu.

Burada en kritik fay kırığı ise İbrahim Akın ile İskender Alın’ın kendilerine isnat edilen suçlamaları kabul ettikleri iddiası ile oluşmuştur.

Gerçeğin ne olduğunu tam olarak bilemiyoruz!

Şimdi sürecin en başından bu yana yazmak istediğim ancak bir türlü sırasının gelmediği bir durum var ortada.

Neden şimdi sorguluyorum?

Adalet mekanizmasının nasıl işlediği ile ilgili daha en başında bir yorum yapmış, konuşmuştuk. Futbol disiplin hukuku ile uyuşmadığını da. Çünkü adalet statik, spor-futbol dinamik niteliği olan kavramlardır. Bunları birbirleriyle kıyaslamak doğru olmadığı gibi birini diğerinin yerine yerleştirmek de mümkün değildir.

Sürecin ilk görüntülerini gördüğüm ve ne ile ilgili olduğunu anladığım andan itibaren bu operasyonun yürütülüş yerinin yanlış olduğunu düşünmeye başlamıştım ya da başka bir şekilde yapılabilir mi diye kafa yorma ihtiyacı hissetmiştim.

3 Temmuz günü saat 07.00’dan itibaren gizlilik esaslı bu soruşturmanın yürütülüşünde ve bize yansımasında bir takım ilginç detaylar ortaya çıkmıştı. Bir grup gazeteci operasyon ile ilgili neredeyse bütün bilgilere ulaşıp, bu doğrultuda yorum ve haber yaparken bizler de dışarıdan bu kişilerden aldığımız bilgilere göre düşünmeye, fikir üretmeye çalışıyorduk.

İlginçtir bu arkadaşlar tarafından bizlere sunulan bilgilerin büyük bir bölümü doğru çıktı.

Arkadaşlarımız sahip oldukları bilgileri “gazetecilik yeteneği” ile açıkladılar; eğer bizler de işimizi doğru yapabiliyor olsaydık onlar gibi habere ve bilgiye ulaşabilirdik.

Böylesi operasyonel gazetecilik ile ilgili bir fikrimiz var hiç kuşkusuz. Eğer ortada bir vaka var ve bu vakaya herkesten önce siz ulaşıp gerçekleri ortaya çıkarıp, sonra da bunu adli makamlara iletiyorsanız; büyük gazetecisinizdir; yeteneğinizden konuşabiliriz. Tarihte bunun örneklerini ABD’de Watergate skandalında gördük. İki gazeteci başkanın ipliğini pazara çıkarmıştı.

Ancak ortada böyle bir şey yok. Sekiz aylık gizlilik esaslı bir teknik takip var. Parçalar bir araya getirilip bir operasyon düzenleniyor. Sonrasında da bu yaşananlar ortaya çıkıyor. Gazeteci arkadaşlarımız bildiğimiz kadarıyla operasyonun dışındalar. Kendileri sadece bilgi akışına sahip olarak yetenek sahibi oluyorlar.

Yine bu arkadaşlardan edindiğimiz bilgiler ışığında 200 kişinin sorgulanacağını öğreniyoruz. Henüz sorgulanan sayısı 100’e bile ulaşmadığına göre işin yarısına bile gelmemiş gözüküyoruz. Demek ki ortada kat edilmesi gereken çok uzun bir yol var.

İddianame ne zaman ortaya çıkacak?

Dile getirilen sayı yenilir yutulur gözükmüyor. Ayrıca her gün yavaş yavaş sunulan haberlerden edindiğimiz yeni isimler nedeniyle yine aynı arkadaşlarımız tarafından sıklıkla söylediği gibi resmin tamamına baktığımızda sanki soruşturması yapılan şeyin futbolumuzun her noktasına bulaşmış olduğunu görebiliyoruz.

50 kişilik bir sınıf düşünelim.

Bu sınıfta bir matematik sınavı sonunda 40 kişi zayıf not alıyor, diğer on kişinin yedi sekizi ancak geçer bir nota ulaşıyor ve üç kişinin iyi bir not aldığını varsayalım.

Bu benim üniversitede başıma geldi. Akışkanlar Mekaniği dersini iki defa tekrar etmek zorunda kaldım. Son tekrarımda neredeyse binanın yarısını dolduracak sayıda öğrenci sınava girmişti. Bu da yaklaşık 250-300 kişiydi. Özel bir bilgi vereyim, biri mazeretli olmak üzere üniversite hayatım boyunca sadece 4 dersten tekrar yaptığımı ekleyeyim.

Burada başarısızlık öğrenciden mi, dersi veren akademisyenden mi yoksa sistemden mi kaynaklanmaktadır? Benim örneğimde üniversite senatosu duruma el koydu.

Bu örnekten sonra tekrar içinden nasıl çıkılacağını kimsenin bilemediği operasyona dönecek olursak eğer 200 kişinin içinde bulunduğu bir ilişkiler ağı varsa burada bir terslik olduğuna şüphe duymamak gerekiyor ki zaten kamuoyu bunu kendi kendine itiraf ediyor.

Eğer gerçekler bize gösterildiği gibiyse bunun 200 kişiyle sınırlı olmadığı da ortadadır.

Operasyonel sorularımın arasında sormuştum, bu teknik takip bütün kulüpleri mi kapsamıştır yoksa teknik takiple sınırlı olan kişilerin iletişimde olduğu şahıslar çevresinde mi kalmıştır?

Elbette gerçek gazetecilik mesleğini icra eden arkadaşlarımız bu konuya hâkimdirler, çok daha doğru bilgi verirler ancak benim kişisel kanaatim bunun geniş kapsamlı bütün kişileri dinleyerek yapılmadığı yönündedir.

Belki bu sezon herkes dinlenmiş olsa bambaşka bir süreç ortaya çıkacaktı.

Şimdi burada sonuna kadar gidelim diye bir hedef gösterilmektedir. Bu hedefe odaklanmış gazeteci arkadaşlarımızın sporla, özellikle futbolla ilgileri ne ölçüdedir, tartışılır. Sonuna kadar gidelim dediğinizde ortaya bir çıkmaz sokak çıkmaktadır.

Sonuna kadar gitmek aynı zamanda yok etmek anlamı taşır mı? Amacımız bu mu?

Sonuna kadar gidilecekse o zaman bu gazeteci arkadaşlarımızın sahip olduğu bilgilerin bütün açıklığıyla federasyonun ilgili kurumlarıyla paylaşılması şarttır. Belki o disiplin mekanizması bambaşka şeyleri harekete geçirebilecektir.

Ortada anlaşılması zor bir durum vardır; federasyonun ulaşamadığı bu bilgiler gazeteci arkadaşlar tarafından bilinebiliyorsa o zaman herkesin bilmesinde de bir sakınca yoktur.

Çünkü federasyonun disiplin komitesi en azından savcılık makamının delillerine ulaşabilirse çok kısa süre içinde sonuca gidecek bir fikir, kanaat oluşturabilir.

Özellikle İbrahim Akın ve İskender Alın tutuklanmalarından ve Beşiktaş’ın Kupasını iadesinden sonra bu gereklilik kendisini dayatmıştır.

Açıkçası çok geç ama bir ikinci yol daha vardı diye düşünmeden de edemiyorum.

O da bu operasyonun bu kadar sansasyonel yapılma gerekliliğinin olup olmadığını sormak üzerine şekilleniyor.

Ortada 200 kişi varsa ve hedef bunlar üzerinden bir temizlik harekâtı yapmaksa başta Aziz Yıldırım olmak üzere bu gözaltına alınan ve tutuklanan bütün zanlılar bir kenara çekilip operasyon tehdidi ile bu işlerden el ayak çekmesi için zorlanabilir miydi?

Yazılarımı yakından takip edenler Aziz Yıldırım’a operasyon öncesinde çekilmesi yönünde bir baskı yapılıp yapılmadığı yönünde bir soru sorduğumu da hatırlayacaklardır.

Mahmut Özgener’in yeniden aday olmamasının gerisinde sanki böylesi bir hesap ya da anlaşma varmış duygusu uyandırıyor.

Ortada yüz kişiden bir tanesinin yaptığı bir eylem yok; neredeyse hemen herkesin zanlı olduğu bir süreç yaşıyoruz.

Yanlış anlaşılmasın ancak futbolumuzun veya sporumuzun içine bu ilişkiler böylesine bir şekilde yayılmışsa bu aynı zamanda doğal bir hal almış anlamına da gelmiyor mu?

Ta en başından beri bu olan bitenler futbolun doğasına uygun şekilde gelişip bugünlere gelmişse bu durumda buzdağının çok küçük bir bölümünü masaya yatırmış oluyoruz.

Evet bunları konuşuyor olmamızın bir anlamı kalmamıştır; çünkü süreç başka bir mecraya akmıştır.

Bu durumda da sporun doğasından gelen hız bileşeninin bu soruşturmada önemi ortaya çıkmaktadır.

Evet, modern devletler birer hukuk kurumudurlar; ancak demokrasiler aynı zamanda bir uzlaşma kültürünün var olduğu geleneğe de sahiptirler.

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bu yazı 15 Temmuz 2011 tarihinde Milliyet.com.tr‘de yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s