Kelebeğin Rüyası


1Son yıllarda fotoğrafa yönelik ilgim biraz daha arttı. Kuşkusuz burada dijital teknolojinin getirdiği bazı avantajların olduğunu da eklemem gerekiyor.

Anı yakalamak, onu ölümsüzleştirmek, karenin üzerinde istediğin şekillerde oynamak, renklendirmek giderek çok daha keyifli hale geliyor.

Bir süre sonra yaptığınız şeye odaklanarak etrafa bakmaya başlıyorsunuz. Hayata vizörden bakmanın getirdiği eğlence bir tarafa bu başka bir şeye de dönüşüyor ister istemez; vizörün içinde güzel şeyler görmek, düzenlemek istiyorsunuz.

Mesela bir bakıyorsunuz ki çalışma masanızda çay bardağının durduğu yer diğer enstrümanlarla uyumla hale gelivermiş o anı fotoğraf haline getirmeseniz de olabiliyor.

Kuşkusuz bu sadece benim yaptığım bir alışkanlık değil; insan bu şekilde yaşamayı öğrenebilmelidir.

Sanatın hayatımıza kattığı değer bununla bütünleştiğinde anlamlı hale geliyor. Hayatı sanatlaştırmakla sanatı hayatın kendisine dönüştürme ilişkisinin kurgulanması yaşamı zenginleştiriyor.

Kelebeğin Rüyası gibi…

Yılmaz Erdoğan’ın siyasi duruşu ile aynı yerlerde buluşamasak da yaptıklarını takip etmeden de duramıyorum.

(Milliyet Blog’a ilk yazdığım yazılar arasındadır; 800. Doğum yılında; Mevlana öldürülmek istendi. http://blog.milliyet.com.tr/800–dogum-yilinda–mevlana–oldurulmek-istendi-/Blog/?BlogNo=47728)

KRSon filmine ait görüntüleri bir süredir ilgilyle takip ediyordum. Filmin fotoğrafik sunumunun etkileyiciliği bir tarafa belki giderek yaşlanıyor oluşumun da etkisiyle esikiye ait ne varsa ilgimi çekiyor.

Konusunu da öğrendikten sonra bu filmin sinemada izlenmesi gerektiğine karar verdim. Örneğin Benim Dünyam isimli filmle ilgili olarak aynı şeyleri düşünmüyorum. Bu çok farklı bir şey.

Zonguldak’ta yaşayan ismi bilinmeyen iki şair; bütün hedefleri şiirlerinin Varlık Dergisi’nde yayınlanması üzerine kurulmuş. Hemen yanı başlarında Behçet Necatigil gibi bir model duruyor.

Bir eserin gazete, dergi veya internet ortamında yayınlanmasına duyulan heyecanı sık sık yaşadığım için çok yakından bilir, tanırım.

2000 yıllarının başında bir roman yazmaya başlamıştım; ilk kitabımın 2009’da çıktığı zamana kadar geçen süre hep bir beklenti, kabul edilme üzerineydi.

Bir sanatçı sanatını yaratmak için üç şeye ihtiyaç duyarmış; Behçet Necatigil öyle söylüyor; fikir, sanatı yaratacağı araç ve ortam…

Filme konu olan iki genç, Behçet Necatigil’in deyimiyle bunun en az ikisine hiç sahip olamıyorlar.

1941 yılında bir daktilonun ne anlama geldiğini, değerini bugünün dijital teknolojisinde yaşayan gençlerine anlatamazsınız.

1980’li yıllarda yazları dayıma gider onun daktilosunu alır, bütün yaz onun başında çalışırdım. Çeşitli taslakları daktiloya çekerdim.

Yıllar sonra yazacağım bir çok yazının temeli o zaman diliminde atılmıştır.

Filmi izlerken bu iki gencin yaşadığı yoksunluğu ve yoksulluğa hüzünle içerlendim.

Behçet Necatigil’in tanımlamasına bir ekleme daha yapmak istiyorum. Sanatın yaratılması için zaman, süreç de çağımızda çok önemli bir boyut olarak eklendi ve ben bunun eksikliğini fazlasıyla hissediyorum.

Genç şairlerin hayatlarının merkezine oturan verem hastalığı ise başka bir dram; gerçekliktir.

Herşey çok zorlaşmışken üzerine Kolera Günlerinde Aşk’ta anlatılan imkansızlıklarla dolu bir tutkunun hikayesi ekleniyor…

Kıvanç Tatlıtuğ benim gözümde Aşkı Memnu ile Mavi Jeans arasında bir yerde dururdu. Ancak Muzaffer Tayyip Uslu rolüne kattıklarıyla artık başka bir yere taşınmış olduğunu da söyleyebilirim. Mert Fırat’ı daha önceden izlediğim sağır ve dilsiz bir adamı oynadığı Başka Dilde Aşk filmiyle tanıyordum.

Filmin sonlarına doğru ikisinin bir odaya kapanarak bütün odanın duvarlarını şiirle donattıkları sahnenin etkileyiciliğini hissedebilmek için işte o sanat tuttkusunun yaratım sürecini biraz olsun yaşamış olmak gerekiyor.

Filmin bayan sanatçısı aynı zamanda Yılmaz Erdoğan’ın eşi Belçim Belgin için özel cümleler kuramıyorum.

Filmin senayosunun canlandırıldığı sahne müthiş bir sinematografi ve sanat yönetmenliği üzerine oturtulmuş ki sanırım bu da filmi Oscar yoluna taşımak için sebep oluyor.

Güzel, duygu dolu iyi bir film olmuş.

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Kelebeğin Rüyası” üzerine 3 yorum

  1. Geri bildirim: Yeni kitap öncesinde, Türkiye’de yayınevi gerçekleri… | Uzay Gökerman

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s