Yeni kitap öncesinde, Türkiye’de yayınevi gerçekleri…


Ben çalışırken, Susan dışarıyı izliyor...Bir yazar için en zor sınavlardan biri yayınevi ile kitabının basımı ile ilgili yaptığı görüşmedir ve ben bunu yaklaşık 10 yıldan beri her kitap öncesinde yaşıyorum.

Her yazar bilir ki mesele bir kitap yazmak değil, onu okuyucuya ulaştırmaktır. Tarih boyunca da bu sorun yazarların peşini hiç bırakmamıştır. Bildiğimiz, tanıdığımız bütün yazarlar kitap yazma serüvenin en başında bu söylediğim pratikle karşı karşıya gelmişlerdir.

Günümüzde Türkiye Edebiyatı denilince ilk on kitap arasında sayılan Tutunamayanlar ilk yazıldığında müstakbel yayıncısı tarafından önce anlaşılmamış, sonra da yazarı Oğuz Atay’a bazı bölümlerini çıkarması şartıyla basılabileceğinin pazarlığına girmiştir.

Şu bir gerçektir ki tarihin her döneminde yazar yayıncısının önünde yeralmıştır.

Ve yine tarihin hiçbir döneminde bir yayınevi yazara gereken değeri ve önemi göstermemiştir.

Bu piyasada etrafınızda tanıdığınız, arkadaşınız yoksa gerçekten işiniz çok zordur.

Bu yazıyı neden yazıyorum?

Yeni bir kitap hazırlığı içindeyim. Her kitap beraberinde yeni alternatif arayışlarıyla birlikte geliyor.

Her işini kendi kendine yapan, çok fazla kulis faaliyeti içine girmeyen, aslında sadece okuyucusunun desteği ile üretme gayretinde olan bir yazarım.

 002“3 Temmuz ve Fenerbahçe İdeolojisi” kitabını kendi imkanlarımla bastırdım. Bunun çok özel sebepleri vardı. En başta sürecin rantından faydalandı karalamasının önüne geçmekti amacım. Buna rağmen özellikle bir kısım Fenerbahçeli taraftarın haksız ithamıyla karşılaştım.

Kitap çıktığında ilk engel kitapevlerinin ilgi göstermemesiydi. Türkiye’de D&R raflarına giremiyorsanız kitabınızın okuyucuya ulaşması çok zordur. Bir ay gibi bir süre D&R kitabın siparişini geçmedi. Bu da benimle okuyucu arasındaki yegane bağın internet üzerinden satışı ile kurulması ile sınırlanması demekti ki öyle de oldu.

Bir diğer ilgisizlik Fenerium tarafından gösterildi. Fenerbahçe’nin kurumsal yapısı içinde Fenerium yöneticileri o tarihte belki de sürece dair en detaylı araştırmayı yapmış bu çalışmayı en etkin yoldan kendi eliyle Türkiye’de kamuoyuna dağıtmayı tercih etmediler.

Belki bu da benim için hem bir şans hem de şanssızlık oldu; çünkü eğer Fenerium kitaba ilgi göstermiş olsa belki daha fazla baskı yapacak ve üzerindeki haksız ithama yönelik polemikler de artacaktı.

Her ne oluyorsa en hayırlısıdır diyelim; ben okuyucumun kitaba göstermiş olduğu ilgiden fazlasıyla memnun kaldım.

Teşekkür ederim.

Yazdığınız, yayınlattığınız ve okuyucuya ulaştırmaya çalıştığınız her kitapta yaşanılan bu tecrübeler sizde bir rekleks oluşturuyor.

Adını paylaşmayacağım yayınevi ile görüşmeye beni iten nedensellik de işte böylesi kaygının içselleştirdiği bir durumdu.

Yayınevinin genel yayın yönetmeni ile aramda geçen bir çok diyalog Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’da anlattığı türdendi. Nasıl sıkıldığımı, terlediğimi hatırladıkça şimdi bile içim daralıyor.

O gün orada sonuna kadar yönetmenin gereksiz ve saçma sapan aklı yürütmelerini dinlediysem tamamen nezaketimden, benim insana dair samimiyetimdendir.

Kendisi de aynı zamanda bir yazar olan yönetmenin kitabımın içeriğe dair biligiyi öğrendikten sonra “hepimizin siyasi bir takım çözümleri, tahlilleri, fikirleri oluyor” şeklindeki küçümser yorumu ülkemizdeki insan profilinin ve yayınevi yaklaşımının en güzel örneğiydi.

Bir yazarın, diğer yazara emek verdiği eseriyle ilgili olarak okumadan ezberden yaptığı bu yorum tipik Türkiye gerçeğidir; bunun çok uzun yıllar aşılacağını hiç sanmıyorum.

Kelebeğin Rüyası (*) filmine dair düşüncelerimi buradan paylaşmıştım; Cumhuriyet’in ilk yıllarında Zonguldak’ta yaşayan iki genç şairin yazdıkları şiirlerini Varlık Dergisi’nde çıkarabilme heyecanını çok güzel anlatmıştır.

Sayısız yazar-şair için filmdeki bu heyecanlı bekleyiş sahneleri fazlasıyla tanıdık olmalıdır.

Varlık Dergisi olmasaydı Türkiye’de edebiyat nasıl şekillenirdi merak konusudur.

İyi ki olmuştur!

Bugün yayınevlerinin en temel arsuzu kitap yayınlamak, yeni yazarlar bulmak değil; maalesef liberalizmin getirdiği kaygı ile para kazanmak halini almıştır.

Bir yayınevi popüler bir yazarın kitabının 250.000 satmasını kendisi için başarı sayabiliyor.

Oysa Türkiye’de 250 yeni yazarın birer kitabının 1000 adet basılarak okuyucuya ulaştırılmasıdır fark yaratacak şey.

İşte böylesi ortamda toplu ulaşım araçlarında insanlarımızı telefonlarıyla oyun oynamaktan kurtararak daha fazla okumaya teşvik edebilir bu sayede daha çok kitap basılmasını ve satılmasını sağlayabiliriz.

Sonuç olarak her kitapta olduğu gibi başladığım yerdeyim. Bu kitap yine basılacak ve okuyucuma ulaştırılmaya çalışılacaktır.

Geriye kalan tek şey siz okuyucumun kitaba göstereceği ilgi ve “destek” olacaktır.

(*) Kelebeğin Rüyası 

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Yeni kitap öncesinde, Türkiye’de yayınevi gerçekleri…” üzerine 2 yorum

  1. Uzay arkadaşım
    Ne yazık ki yazdıklarına %100 katılıyorum.Bende yazdığım kitabımda aynı sonuçlarla karşılaştım.
    Çok üzücü bir durum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s