Fenerbahçe ateşi yaktı, buram buram geliyor; duyuyor musunuz?


Fenerbahçe sahasında oynadığı son Gençlerbirliği maçı dahil olmak üzere hep kendi hataları sonucu yedi sekiz maçta net puanlar kaybetti. Alanyaspor karşısındaysa ilk yarıda bireysel anlamda değil ancak yerleşim bakımından rakibine atak olanağı verdiği üç net pozisyonu kalecisi Kameni’nin yerinde müdahaleleri ve kurtarışlarıyla atlattı.

Ligi bir film şeridi gibi geriye sarıp izlediğimizde Fenerbahçe’nin net anlamda pozisyon verdiği ve kalecisinin ön plana çıktığı bu kadar bariz bir maç hatırlamıyoruz.

Şampiyonluk mücadelesi veren takımlardan Galatasaray, Başakşehir ve Beşiktaş’ın kalecileri Muslera, Volkan ve Fabri’nin çevirdiği ya da kurtardığı birden fazla karşılaşma sayabiliriz.

Maç sonunda Aykut Kocaman haklı şekilde ilk yarıdaki bu hatalı oyunun altını özellikle çizdi, rahatsızlığını dile getirdi.

Şimdi buradaki farka dikkat çekelim.

Türkiye’deki genel futbol anlayışı ve algısı bir şekilde yerleşmiştir.

Nedir bu?

Top her iki kalede de gidecek gelecek, bir sürü pozisyon yaşanacak ve o karmaşa içinden birtakım hatalar yapacak, diğeri değerlendirecek; daha fazla kaliteli ayakları olan maçı kazanacak.

Başakşehir karşılaşmasına kadar Fenerbahçe ve Aykut Kocaman’ın üzerinde böyle bir baskı vardı.

Çünkü böyle (oynayamıyor değil) oynamıyordu.

Dikine, hızlı ya da acele hücumlar yapmıyor, kenarlardan bol bol doldur boşalt niteliğindeki ortalar yerine topu sabırla eviriyor, çeviriyor; özellikle bir an önce golle buluşmak isteyen taraftarını Kadıköy’de çatlatıyordu.

Homurtular, söylentiler, ıslıklar ve hatta yuhalamalara kadar varan tepkiler yaşanıyordu.

Fenerbahçe’nin klasik anlamda 10 numara diye tabir edilen bir oyuncusu yoktu.

Zaten doğru dürüst transfer de yapamamıştı.

Aatıf, Hasan Ali, İsmail, Mehmet Topal, Roman, Josef, Şener gibi aslında Fenerbahçe kalibresine yakışmayan futbolcularla daha fazlası da zaten olmazdı.

Dirar gibi bir oyuncuyu kim transfer etmişti?

Valbuena’yla da Aykut Kocaman inatlaşıyordu.

Forvet deseniz, Fernandao gibi dördüncü sınıf bir futbolcunun iyileşmesi bekleniyordu.

Soldado zaten müzmin sakattı.

Aykut Kocaman’ın futbolu sevimsizdi; keyif vermiyor, zevk almıyorduk!

Keyif ve zevk üzerine ilerleyen haftalara sakladığım bomba gibi bir yorumum var, zamanı geldiğinde yazacağım, sabırlı olun.

Başakşehir maçı tüm futbol ulemalarını şok eden bir karşılaşmaydı. Bilinen tüm ezberler bozulmuş, o güne kadar öne sürülen argümanlar çöp olmuştu.

Az önce saydığımız futbolcuların “şampiyon(!) gibi oynayan” Başakşehir’i niteliksiz, kalitesiz bir takıma dönüştürdüğünü izledik.

Çok şaşırdılar, kabullenemediler.

Üstünlük öylesine netti ki bir kişi çıkıp da çamur yapamadı.

Dünkü Alanyaspor maçına dair beklentiyi yükselten de buydu işte.

10 numarası olmayan Fenerbahçe bir bütün halinde “total” düşünen, hareket eden, oynayan, bir oyuncunun sivrilmediği bir takıma dönüşmüştü.

Birkaç haftadır, oynadığı yer itibarıyla üzerine yapışan “kazma” ön liberodan iyi bir 8 numaraya evrilen bir Mehmet Topal belirdi.  Sadece kesici değil, sorumluluk alıp, oyunu yönlendiren kritik bir istasyon oyuncusu olmaya başladı.

Souza’yı konuşmaya gerek yok o zaten sezon başından itibaren 8 numara payesini almıştı.

Ne oldu şimdi; zaman zaman ikisinin bile fazla geldiği, biri 5, diğeri 5.5 numara iki ön liberosu yok muydu Fenerbahçe’nin? Aykut Kocaman ne yaptı da bunlar 8 numaraya dönüştüler?

Yahu bu Aatıf’ı Fenerbahçe takasta kullanmayacak mıydı? Giresunspor maçında rakibin zayıflığından da yararlanarak güzel bir gol atmıştı da dün de biraz dikkatli olsa neredeyse aynısını atıyordu?

Hasan Ali gereksiz bir kart gördü ve cezalı duruma düştü; şimdi eksikliği hissedilen bir hatta iki “Milli” sol beki var Fenerbahçe’nin.

Dün oyuna rakibinin de etkisiyle çok tutuk başladı. Evet, sahaya doğru yerleşemedi ve çok tehlikeli bir atak verdi maçın başında; ancak genelinde olmasa da kaleye gitmeye karar verdiği, gol atmak istediği her atağında yüksek isabetle oynaması da bildi.

Gollerini attı.

Buraya kadar yazdıklarımıza bir ekleme yapalım. Fenerbahçe 22 hafta boyunca üzerine koyarak, sabırlar ve tekrarla sahaya uygulamaya çalıştığı futbolu her biri kendi kişiliği, oyun bilgisi, yeteneği olan futbolcularıyla oynuyor; bunlar makine değiller.

Dün Aykut Kocaman Valbuena’nın ilk on birde olması için Dirar’dan vazgeçti ve Aatıf’ı sağa çekti.

Dirar-İsla’nın bir oyun anlayışı, tarzı ve ezberi olduğu biliyoruz. Aatıf-İsla’dan elbette farklı bir kurgu çıkması normaldir. Bunu oyuncu tercihleriyle birlikte takımın yerleşim setleri şeklinde düşünebilirsiniz. Hoşunuza gitmeyebilir, sonuç alması uzun zaman alabilir ya da hataya açık olabilir ancak bir teknik adamın böyle alternatifler üzerinde çalışması takımı çeşitlendirir.

Aykut Kocaman’ın maç sonundaki rahatsızlığı işte bu oyun düzenin kurulamaması nedeniyle oluşan pozisyonlarda kaleci Kameni’nin devreye çıkmasıdır.

Bu farkı doğru anlamak ve buna göre maçları izlemek, değerlendirmek gerekiyor.

Haftalardır anlatmaya çalıştığımız şeyi sonunda Fenerbahçe takımı anlaşılır bir şekilde sahada göstermeye başladı.

Şampiyonluk yarışındaki diğer rakiplerinden çok net bir şekilde ayrışan bir futbol anlayışı, yapısı ve oyun karakteri var.

Aykut Kocaman dün ders niteliğinde bir basın toplantısı düzenledi.

Sportif olarak bu paradigma yerleştiğinde kimse hakem hatalarını bu kadar konuşmayacak.

Geçen hafta çok hafif duymuştuk ancak Başakşehir uzaktı, yoğunluğu azalmış olabilir, dün buram buram tütüyordu; alabildiniz mi kokuyu?

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s