Anadolu’dan rock ezgisi çıkar mı?


Tam da şu satırları yazarken, televizyondan popüler müziğimizin en önemli sesi geliyor kulağıma; kulaklık takarak dinlediğim ve Moğollar Grubu’nun, benim çok da özlemini duyduğum “Anadolu Rock Ezgileri’nin” sustuğu anların arasında…

Geçen kış içinde ilk albümleri çıkan ve işyeri servis arkadaşımın ısrarla bana aldırmaya çalıştığı (adını vermeyeceğim) yeni bir grubun müziğini ilk duyduğum zaman, müziğe eşlik eden sözlere de ister istemez dikkat kesilmiştim. İnsan yaptığı işi bu kadar hafifletir miydi?

Sahi müzik neydi?

Hep müzik var. Bu hayatımızın vazgeçilmezi ayrıca.

Müzik tek başına notaların peşi sıra eklenip, bir ezgi oluşturması mı?

Beethoven’ı anlatan ait yeni vizyon Hollywood filminin içindeki mesajda da sadece basit bir duygusallık yok. “Tanrı’nın sesini notaya döküyorum, ben Tanrı’nın sesiyim!” diye bağırırken, diğer taraftan “ruhsuz bu!” diyerek elindeki bastonla bir metal yığını olarak duran (ve gerçekten de en az bizimkiler kadar ruhsuz olan) maket köprüyü parçalayan Beethoven’ın bir mesajı vardı. Bütün film sadece bu söz için de çekilmiş, yapılmış olabilirdi. Kuşkusuz başka şeyler de vardı…

Beethoven her ne yapıyorduysa onlara, Tanrı’nın kendisine emanet ettiği “kutsal nefes”ten bir parça üflediği için bugün hala 9 yaşındaki çocuklarımızın ezbere çaldığı müzikler yaratılıyordu.

Moğollar kurulduğunda ya da ilk 45’liklerini piyasaya çıkardıklarında bu satırların yazarı henüz dünyaya gelmemişti. Çocukluğu boyunca izlediği filmlerin jeneriklerinin arasında duydu ilk kez. Hep sevdi.

Aslında biraz da kafasını dağıtmak, gülmek için oturup izlediği bir dizi film olmasa belki de bu mesaj eklenmeyecek, bu satırlar tarihe not düşmeyecekti.

Teknoloji ne kadar güzel. Bundan yirmi yıl önce, o zamanlar 17-18 yaşlarında bir üniversite öğrencisi olarak sadece TRT 3 dinlerdim ya da daha doğru bir cümle kurarak söylemeliyim, doğru müziğe ulaşabilmenin yoluydu bu radyo kanalı.

Çok istediğiniz bir müzik parçasına tasadüfen rastlamazsanız, vay halinize.

Beethoven’ın 5. Senfonisi için istekte bulunmuştum, cuma günleri gece yarısı yayın yapan bir programa. Ben dinleyememiş, ama daha sonra çok güçlü bir dostluk kuracağım bir arkadaşım adımın anonsunu duymuş, ertesi gün yanıma gelip;

“5. Senfoni’yi mi istedin?” diye sormuştu.

Böyle günlerden, internette Moğollar yazıp, her istediğini dinlediğin günlere geldik.

Ben de öyle yaptım. Moğolları dinlerken unutulan Anadolu’nun güzelliğini hatırladım. O Anadolu ki, yüzyıllarca sayısız ozana, aşığa hayat vermiş. Moğollar o Anadolu’yu gezdikçe, Anadolu’nun içinde yaşadıkça büyümüş, güçlenmiş, Moğollar olmuş.

Şimdilerde müzik İstanbul Boğazı’na nazır, alkol kokan gecelerde yazılıyor. Müzik de o kadar oluyor.
Geçen gün Tarkan’ın yeni çıkardığı albümünü yorumlarken de benzer düşünceler içindeydim. (Bloglarımda var) Müziğe verdiğiniz şey dışarıdan görülüyor demek istiyorum. Teknolojinin rengi gridir. Bu müziklerin de rengi gri. Ne tesadüftür ki, Tarkan’ın yeni albümündeki giyimi de öyle.

Anadolu’dan Rock ezgisi çıkar mı ya da rock adı verilen müzik gerçekten öyle mi?

1970’li yıllar bence müziğimizin devrimci olduğu, sınırlı imkanlarla en mükemmelin yaratıldığı, çünkü daha kökünden kopmadığı zaman dilimiydi. Birey henüz birey değildi. Birey birey oluşa takıldığında işin tadı kaçtı.

Müzikle ilgili yolculuğumuzu sürdüreceğiz…

07.01.2008 – Koşuyolu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s