O Ses Türkiye’nin feryadı: “Ne olur bir teselli verin!”


Son yıllarda içine sıradan insanların kısa süreli popülerleştirilmesine yönelik bir takım yarışma programları icat ediliyor. Bu programlar sayesinde kendisinde yetenek görüp, bir türlü keşfedilemeyen kişiler magazin dünyasının isim yapmış ünlülerine kabul ettirmeye çabalıyorlar. Onlardan gelen eleştiriler bazen hakaretlerle yüzleşmek zorunda kalıyorlar.

Diğer taraftan da program yapımcıları bu diyaloglar üzerinden rating hesapları; reklam ve SMS gelirleriyle zenginliklerini arttırıyor.

Ünlüler yaptıkları yorum ve değerlendirmelerle bulundukları pozisyonu nasıl hak etmiş olduklarını gencecik insanlara karşı orantısız bir güç gösterisiyle ortaya koyuyorlar.

Bu programlardan bir tanesi de O Ses Türkiye oldu. Formatı gereği önceden bir ünlü sesin ekibine dâhil olmuş adaylar her hafta birbirleriyle boks ringine benzeyen bir sahnede seslerini yarıştırıp sonunda da o ünlünün yapacağı dramatik elemeyi bekliyor.

Her eleme gözyaşları eşliğinde, salya sümük bir ortamda gerçekleşiyor.

Her eleme ünlü için hayatındaki en zor seçimlerden biri haline geliyor.

30 yıldır bu arabesk yaşam anlayışından kendimizi bir türlü kurtaramadık.

Ne üzülmesini biliyoruz ne değerlendirmesini de…

Değer katma konusunda neredeyse teşebbüs bile göremiyoruz.

Ancak bu yarışmaların güzel bir sonucu da var; elbette bunu düşünmek, ayırt edebilmek gerekiyor. Yarışmacı rolündeki kişilerin büyük bölümünün jüri rolündekilerden çok daha güçlü sese ve yeteneğe sahip olduğunu net olarak görüyoruz.

Bu bize yıllardır nelerle kandırılıyor ve kimlerin hak ettiği yerlere gelemiyor olduğunu net olarak ispat ediyor.

Mesele sahnede yarışmacı olarak bulunan kişilerin ünlü olması değildir; sistemin ısrarla o yolu tıkayan bir yapıyla direnmesidir.

Hülya Avşar’ın biraz sonra aşağıda paylaşacağım videosundaki gözyaşları gerçekten yapacağı seçimden mi yoksa sahnede birbirleriyle yarışan o yarışmacıların sahip olduğu sese ulaşamayacağının üzüntüsünden mi kaynaklanmaktadır?

Bir teselli ver!

30 yıldır bütün kültür dünyamızı kuşatan bu şarkının anlamının geri planında yatan ve bizim unuttuğumuz bir şeyin altını çizmemiz gerekiyor.

Evet, bu şarkı bize bir arabesk haykırışı hatırlatıyor. Ancak daha kötüsü 30 sene sonra bu şarkının içindeki anlamı ve müziği bile arar hale geliyoruz.

Sanat üretemeyen ve geçmiştekini tüketmekten başka bir işe yaramayan bir dünyanın içinde salya sümük ağlayıp duranlarla aptallaşan topluluğa dönüşüyoruz.

Çok yazık; ne olur bir teselli verin!

İşte o görüntüler…

http://video.milliyet.com.tr/video-izle/O-Ses-Turkiye-de-aglatan-anlar—-s2KSXMMrc4Pe.html

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s