F.Bahçe – G.Saray derbisinin yüzüncü yılında; Fenerbahçelilik…


18324_456415417753459_1772421156_nYıl 1976…

Van’da 24 Kasım günü çok büyük bir deprem olmuştu. Bütün haber bültenlerinde Kızılay’ın o klasik deprem çadırlarının görüntüleri vardı…

6 yaşındaydım…

Birçok olay hafızama derin izler bırakarak, kazınacak bir dönemden geçiyordum. O depremi hiç unutmam.

17 Ağustos sabahı Marmara’nın sallandığı gün de ilk hatırladığım TRT Televizyonunun siyah beyaz ekranına yansıyan Van Depremi görüntüleri olmuştu.

12 Aralık 1976 Pazar günü babamın en yakın arkadaşının evindeydik. O yılların içinde hep onlar vardı nedense…

Siyah beyaz televizyonun başında biraz sonra başlayacak “Fenerbahçe – Galatasaray” maçını bekliyoruz…

Ailemizin dört kuşak (dedem, babam, ben ve oğlum) Fenerbahçeli olmasının tohumunu atmış dedem o sene Temmuz ayında aramızdan ayrılmıştı.

“Fenerbahçeliliğim” önce dedemden gelir. Takımı için gözyaşı döken çok büyük bir Fenerbahçeliydi.

Evinde misafir olarak bulunduğumuz “Bilban Ailesi” ise silme Galatasaraylıydı.

Fenerbahçe ile Galatasaray, Van Depremzedeleri hayrına, Ankara 19 Mayıs Stadyumunda karşı karşıyaydılar.

Muhtemelen maçı Halit Kıvanç anlatıyordu; ancak hatırlamıyorum.

Maç kadrolarını da hatırlamam mümkün değil; ancak arşivlerden buldum.

Fenerbahçe: Adil, Sabahattin, Emin, (Cem,) Alparslan, Yenal, (Niyazi,) Ender, (Ersoy,) Zafer, Nevruz, (Serkan,) Engin, Ömer, Cemil

Galatasaray: Yılmaz, Arif, Fatih Terim, Güngör, Faruk, (Zafer,) Furkan, Nurettin, Öner, Rıdvan, B.Mehmet, Şevki, (Ekrem)

Fenerbahçe sarı lacivert klasik çubuklu formasıyla; Galatasaray da sarı kırmızı çubuklu formasıyla sahadaydı.

“Maça Galatasaray golle başladı.”

Ev sahiplerinin coşkusunu anlatamam. Yücel Amca da benim bildiğim en koyu ve iyi Galatasaraylılardan biridir. Yaptığı sulu boya resimlerinden biri evimin duvarını süsler; her gelip geçişte onun ismini tersten yazarak attığı imzasına bakıp resmi armağan ettiği günü hatırlarım.

O resmi Ankara’ya yaptığım 1999 yılındaki bir ziyarette bana armağan etmişti.

Ve… Bana göstereceği başka bir şey daha vardı.

“Yıl 2000. Üst üste 4. ve 14. Şampiyonluk, Galatasaray!”  yazılı bir A4 kağıtla, 1999 yılında dördüncü şampiyonluklarını haber veriyordu, bir sene öncesinde. Oldular da, üstelik UEFA Kupasını da alarak. Öyle böyle bir Galatasaraylılık değil yani…

Maçın önemli bir bölümü 1-0 Galatasaray üstünlüğü ile geçti. Babamla ben de, Yücel Amca ile yaşıtım kızı Benan’ın bizimle kafa bulmaları arasında sus pus oturuyorduk.

“Sonra Fenerbahçe’nin golü geldi.”

Golleri…

Cemil Turan o gün tam üç gol attı. O üç golü sonra evde kurduğum oyunlarda, kendi kendime yaptığım maçlarda attım durdum.

Biraz daha nostalji yapayım.

O yıllarda Coca Cola’nın kapaklarında futbolcu fotoğrafları çıkardı. Oturma odamızda çim saha yeşili bir halımız vardı ve ben o kola kapaklarıyla halı üzerine kurduğum dizilişlerle, misketi top yaparak saatlerce oyun oynar; o günü tekrar tekrar hafızamda yaşatırdım.

Fenerbahçe o gün sahadan 6-1 galip ayrıldı.

1980’li yıllara kadar da bir Galatasaray yenilgisi görmedim sanırım.

Bir Fenerbahçeli için en büyük keyif bir Galatasaray zaferidir. O zafer bir Galatasaraylının evinde, onunla birlikte izlerken çok daha anlamlı ve güçlü olur.

6 yaşında, 6 gollü bir Galatasaray galibiyeti görmek sanırım Fenerbahçeli bir çocuğun yaşayabileceği en özel gündür.

17 Ocak 2009 ezeli rekabetin 100. yılı.

Bundan yüz yıl önce başlayan bu rekabetin ilk yılları Fenerbahçe için hiç de kolay geçmemiş. Galatasaray Fenerbahçe’yi sürekli yenmiş durmuş. Sonra işler değişmiş.

Ezeli rekabetin Deprem Kupasıyla hafızama kazınmış son 34 yılında üzüldüğüm çok az maç hatırlıyorum, çok şükür. Unutamadığım tek yenilgi de 5-1’lik Kupa maçı.

1985 yılında bir Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı hatırlıyorum. Çok kısa sürede bütün Fenerbahçelilerin gönlünde taht kuran ve erken yaşta aramızdan ayrılan Hüseyin’in beraberlik golüyle kupaya uzanışımız…

1989’daki o unutulmaz 4-3’lük zafer.

Sanırım bir sene sonraki Başbakanlık Kupası maçında 2-0’dan 3-2 geri dönüş; Aykut Kocaman farkı…

1990’lı yıllarda; 5-1, 5-2’lik maçlar…

2000 yılında, UEFA Kupası almış Galatasaraylıların “Ali Sami Yen’e Basketbol potası asalım” dedikleri maçtın 1-0 tamamlanması…

Elbette 6-0’lık yeni milenyumun unutulmaz ilk derbisi…

Dahası, dahası, dahası…

Kuşkusuz bu tarihi geri plan bile insanı zorla Fenerbahçeli yapmaya yetecek kadar zaferlerle dolu.

Ancak, o gün Fenerbahçe maçı kaybetseydi de ben yine Fenerbahçeli olurdum. Dedim ya; çok kısa beraber olduğum dedemden aldığım Fenerbahçelilik ruhunu taşıyorum içimde. Onun ne olduğunu anlatmaya şimdilik cümlelerim yeterli değil. Bence Fenerbahçelilik üzerine bir daha çok zor yazılacak bir Fenerbahçelilik yazısıyla tamalayalım.

“Türkiye’de, Fenerbahçe Cumhuriyeti sağlıklı başarılı ve ilkse bu ülkede her şey mutlu ve huzurludur.

Esnafın yüzü güler, perakendeci ve toptancıların tezgahında mal kalmaz.

Tiyatrolar, sinemalar, sazlar, barlar meyhaneler doludur.

Stadlar Türkiye’nin her vilayetinde lebaleptir.

Fenerbahçe gittiği her kente kendi ile birlikte büyük bereketini götürür, i…ler diye uğurlanmasına rağmen.

Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa, Türkiye yoktur, futbol yoktur, bolluk yoktur, insanlar yoktur, canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra yaşayan yer olmaktan çıkıp, mezarlık olur.

Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz… ” – İslam Çupi

Derbinin yüzüncü yılında bu rekabeti başlatanları saygıyla anıyorum.

Uzay Gökerman

Bu yazı 14 Ocak 2009 tarihinde yazılmış ve Milliyet Blog’ta paylaşılmıştır…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s