Avrupa liberalleri Yunan halkının ne dediğini ve istediğini anlamıyor!


Yakın tarihimizin en büyük ekonomik krizini 2001’de yaşadık. Ekonomide 1998’den itibaren giderek daralma yaşanmış, Ağustos 1999’daki depremden sonra neredeyse bütün yatırımlar durmuştu. İstanbul’da bu zaman diliminde çalışan kule vinç göremezdiniz.

Ekonomideki kriz siyasete de yansımış güçlü bir hükümet kurmak neredeyse imkansız hale gelmişti.

Bir ekonomi neden krize girer ve oradan nasıl çıkar, bunun kaymağını kimler yer, ceremesini, hesabını kimler öder, bunlar hep belirsiz konulardır.

2001 Krizi’ne yakalanan ve bunu aşmak için kemer sıkma programını uygulamaya sokanlar bir sonraki seçimde Meclis’e bile giremezken, bu uygulamaları da kapsayan bir programla iktidar olanlarsa Türkiye’de alternatifsiz olarak görülür oldular.

19 Şubat 2001 günü Mesut Yılmaz televizyonların karşısına çıkıp, “her hangi bir devalüasyon hazırlığı içinde olmadıklarını” açıklamıştı.

Aynı tarihteki döviz kurları şöyleydi:

1 $ = 690.000 TL (=0,69 TL)

1 Mark = 321.000 TL (0,321 TL)

Hiç unutamadığım bir dramı da paylaşmak istiyorum.

Krizin etkilerini çok derinden yaşamış yakın bir arkadaşım 19 Şubat 2001 günü yakın bir dostundan bugünün parasıyla 2 bin TL borç almıştı. Bir devalüasyon beklentisi vardı ancak dönemin Başbakan yardımcısı çıkmış açıklama yapmıştı, güvenmek durumundaydı.

Üç gün sonra 22 Şubat 2001’deki yeni kur oranlarıysa şöyle olmuştu.

1 $ = 965.000 TL (=0,965 TL)

1 Mark = 446.000 TL (0,446 TL)

30 Mart 2001 tarihinde dolar 1.027.000 TL (=1,027 TL)’ye dayanmıştı.

Yani 19 Şubat günü alınan 2.000 TL, dolar karşılığı 2.900 $ borç üç gün sonra 2.800 TL, bir ay sonraysa 3.000 TL olmuştu.

Daha anlaşılır olması bakımından 1 Ocak 2001 itibarıyla asgari ücret ne kadardı bunu da söyleyelim; 140 TL. 6 ay sonraysa 147 TL olacaktır. (Bütün bu sayısal verileri 6 sıfır atılmış şekliyle yazıyorum.)

Yani Mesut Yılmaz’ın ağzından çıkan sözün maliyeti yaklaşık olarak 6,5 aylık asgari ücrete karşılık gelmektedir.

Asgari ücretin 1.000 TL’ye ulaşması içinse aradan 14 yıl geçmesi gerekecektir.

Bu maliyeti kim ödedi? Mesut Yılmaz’dan hiçbir zaman “kusura bakmayın yanılmışım, neyse borcumuz ödeyelim”türünden bir açıklama yapmadı. Bu para paşa paşa daha da fazlasıyla ödendi.

Türkiye, IMF’den borç para alırken bu parayı nerede kullanacağını da kimse sormamıştı.

2001 Krizine neden olan Deutsche Bank ve diğer ortaklarının Türkiye’den bir gecede milyarlarca dolar ya da markı çekmelerinin sebebini de bilmiyoruz.

Bu türden operasyonlara kimler nasıl karar veriyor, bu kararlar nerede alınıyor?

Bu kararların Türkiye’deki paydaşları kimlerdir?

Bilmiyoruz.

Kriz olduğunda ortaya bir hesap çıkıyor ve bu hesap hep kararların alınması sürecinde etkili olmamış, uzaktan izlemiş hatta başka siyasal illüzyonlarla etkilenerek sanki sürece dahil ediliyormuş gibi gösterilmiş sıradan vatandaş tarafından ödetilmeye çalışılmaktadır.

Yunanistan’da yılbaşında sol ideolojiyi savunan bir hükümet iktidara geldi.

İktidara gelirken söyledikleri ortadadır; yıllardır ülkenin sırtına bir yük olarak binmiş borçları kabul etmiyor, ödemeyeceğini ilan ediyor ve örnek olarak da Almanya’nın Avrupa’ya olan borçlarının 1953 yılında silinmesini örnek gösteriyordu.

Halk bu politikaya ve bunu temsil eden siyasi yapıya oy verdi!

Mesele “paraları alırken, yerken iyiydi de iş ödemeye geldiğinde mi çıktı?” değildir.

Kuşkusuz bu bakış açısıyla çözüm üretemezsiniz, çünkü sorun ideolojiktir.

Çünkü bugüne kadar hiç IMF ile masaya oturmuş bir asgari ücretli veya emekli görmedim. Ancak IMF heyetlerinin ilk tasarruf tedbirleri bu kişiler veya benzerleri olur.

Avrupa Birliği masasına oturanlar liberal politikaları savunan kapitalizmin en üst seviyede temsilcileridir.

Merkel Tsipras’a bakıp 40 yıllık alışkanlıkla Yunanistan devletini temsil eden önceki ideolojik kimliklere sahip bir başbakan görüyor, değerlendiriyor. Belki de işine öyle geliyor.

Oysa Yunan halkı beş ay önce ülkeyi krize sokan bu politikaları, belki ideolojiyi dışarıda bırakacak şekilde oy kullandı.

Pazar günü de referandum ile %60’lık katkı sağlayarak Syriza’nın ideolojisine arka çıkıp, destek verdi, liberal politikalara “hayır” dedi.

Evet, bu durum Avrupa için yenidir. Pazartesi günü “belki de Avrupa’yı yeni bir 68 Hareketi bekliyor”(*) başlığını atmamın nedeni de buydu.

Yunanistan’ı bugüne getiren politikalar belli değil midir?

Yunanistan’ın bugün geldiği krizin nedeni sadece Yunanlıların yatmayı çok sevmeleri, az çalışmaya olan düşkünlükleri, tembellikleri midir?

Yunanistan başta Papandreu olmak üzere yıllardır IMF’nin AB’nin ve AB Merkez Bankasının istediği tüm programları uygulamadı mı?

Zaten bu programlar sayesinde Almanya ve Fransa da Yunanistan’ın kendilerine olan yüksek tutar borcunu AB Merkez Bankasına devredip, bir Almanya-Fransa sorunundan AB ortak meselesine dönüştürmeyi başarmışlardır.

2009 ortasında henüz kriz patlak vermeden önce, Yunanistan’ın Avrupa bankalarına olan borcu 253 milyar dolardı. Bu borcun ‘aslan payı’, 76 milyar dolar alacakla Fransa’ya, 38 milyar dolarla Almanya’ya aitti.

2014 sonu itibariyle Yunanistan’ın Avrupa bankalarına olan borcu 32 milyar dolara gerilerken, Fransa ve Almanya’nın alacakları da sırasıyla 1.6 milyar dolar ve 13 milyar dolara gerilemişti.

Peki, ne oldu da Avrupa bankaları Yunanistan’dan alacaklarını azaltabildi?

Basit; Yunanistan 2010 ve 2011’deki iki ayrı mali kurtarma paketi ile AB ve IMF’den toplam 240 milyar euroluk mali yardım aldı, bir bölüm borçlarını ise silerek vadelerini uzatarak yeniledi. Sonuç olarak, Yunanistan giderek AB ve IMF gibi uluslararası çerçeve içindeki kuruluşlardan mali borç almış oldu. Borcun sahibi değişti.(**)

Son beş yılda Almanya ve Fransa’nın Yunanistan’a yaptırdığı şeyin özeti işte budur. Bu paket Yunanistan’ın sorunlarını çözmek bir yana artırmış, içinden çıkılmaz bir noktaya getirmiş, ancak Almanya ve Fransa işten sıyrılmıştır.

Kuşkusuz bu paralar buhar olup uçmadı. Aynen Almanya-Fransa örneğinde olduğu gibi sadece yeri değişti.

Papandreu’nun Merkel karşısındaki Yunanlıların onurunu inciten pozunu nasıl unuturuz? Merkel, Tsipras’tan da aynı şeyi yapmasını bekliyor, saygısız genç sosyalistin en büyük hatası bu.

Devletlerin kamuya ait olduğu iddia edilen dış borçları o ülkenin içinde sadece emeği ile geçimini sürdürenlere ait değildir.

Kapitalizmde sermayenin başarısı olan her türlü yatırım ve zenginleşme nasıl o sermaye sahibi tarafından şahsi birikimi oluyor ve bu paylaşılmıyorsa, o sermaye sahibinin söz konusu ülke içinde yaptığı her türlü başarısızlığın yarattığı borcun hesabını bunda hiçbir sorumluluğu olmayan sıradan vatandaşa ödetilemez.

İşte unutulan detay bu; Syriza sosyalist politikaların temsilcisi olarak iktidara gelmiştir ve bu programı uyguluyor.

Yunan halkının Pazar günü Avrupa’ya meydan okuması da budur.

AP Liberal Grup Başkanı Guy Verhofstadt Avrupa Parlamentosu’ndaki küstah tavrının anlamadığı gerçeklik de budur.

Anlayamadıkları şey şu; bu önümüzdeki dönemde çok daha güçlü bir bilinç ve kararlılıkla diğer ülkelerin halkları tarafından da dile getirilecek veya talep edilecektir.

Bu borçlar artık döndürülebilir ve sürdürülebilir olmaktan çıkmış, ülkelerin sırtına binmiştir.

Yunanistan halkı tembel çalışmıyor siesta yapıyor; ya İspanyollar, Portekizliler, İtalyanlar? Kendi ülkemizin bu sorunun çok uzağında olduğunu düşünmek de fazla iyimserlik olacaktır.

Özellikle 1991’den sonraki liberal politikaların sonucu borçlanarak büyüme bir yere gelmiş dayanmıştır, ancak denizin bittiği yerde duruyoruz artık.

Dünya kuşkusuz Yunanistan’ı dize getirecek yöntemleri geliştirecektir, ancak bu kısa vadeli bir rahatlama olacaktır, çünkü sistem kriz ve problem yaratmaktan başka hiçbir şeye yaramıyor.

Guy Verhofstadt’ın önceki gün AB Parlamentosunda yaptığı konuşma tarihe not düşülmüştür. Bu kendini beğenen snopluk mutlak surette cevabını alacaktır.

(*) http://blog.radikal.com.tr/dunya/yunanistan-avrupayi-yeni-bir-68-hareketine-hazirliyor-105930

(**)http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ugur_gurses/yavaslatilmis_tren_kazasinin_son_sahnesi-1387219

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s