3 Temmuz size şunu hatırlatsın; “adalet bir gün herkese gerekir!”


Türkiye’ye has bir hukuk tuhaflığı üzerine biraz kafa yoralım.

Şöyle bir durum var;

3 Temmuz Davasına en büyük dayanak oluşturan telefon dinlemeleri delil sayılması ortadan kalktığında yargılayacak hiçbir şey kalmıyor.

Bu yasa değişikliği de mevcut iktidarın Fenerbahçe’ye sunduğu bir lütuf olarak takdim ediliyor.

Yani, insanları masa başında oturarak, tuzağa düşürerek, kumpas kurarak, çeşitli yollardan konuşmalarını dinleyip, bunların arasından bir kolaj yaparak iddianame oluşturmanın nasıl bir hukuksuzluk olduğunu konuşmuyoruz da bu hukuksuzluğu ortadan kaldırmayı konuşabiliyoruz.

18 Ağustos 2011 tarihinde bu köşede “Mehmet Baransu gazeteciliğine katkı” başlığıyla bir yazı yazmıştım.

3 Temmuz’un en hararetli günleriydi ve iddialı konuşmak da istemem ancak o tarihlerde “hukuk” ilkelerini ortaya koyan veya hatırlatan ilk yazılardan biriydi.

Bu ilkeyi öncelikle Mehmet Baransu’ya hatırlatmak istemiştim, çünkü en küçük şüpheden suç ve suçlu yaratan bir gazetecilik anlayışı vardı.

O günlerde hep şunun altını çizdik, “adalet bir gün herkese lazım gelir, bu nedenle hukukun siyasallaşmasına izin vermeyin!”

Döndü dolaştı adalet bir gün Mehmet Baransu’ya da gerekti. Aylardır tutuklu ve işin tuhafı yıllarca herkesin zindanlara gitmesine ortam hazırlayan bu kişi şimdi oradan çıkabilmek için sesini bile duyuramıyor.

4 sene önce hatırlatmaya çalıştığım bu temel hukuk ilkesi neydi;

“Ceza davalarında sanık lehine %1 bile kuşku varsa, bu sanık lehine kullanılır. Burada hâkimin kanaati aranmaz, yasada tarif edilen suçun %100 işlendiği kesin midir, sorusunun cevabını vermesi beklenir.” (*)

3 Temmuz’un başladığı andan itibaren hep gerçeğin peşinde koştuk, aradık, araştırdık. Tuhaftır, Aziz Yıldırım da 3 Temmuz Operasyonu kendisine yapılmasına karşın gerçekler ortaya çıksın diye yargılamaya destek verdi.

Ancak ortada bu kadar evrensel bir hukuk kaidesi varken Türkiye’de bu unutuldu, görmezden gelindi.

Dünyanın her tarafında polis eğer kuşkulu bir durum varsa, olduğunu düşünüyorsa dinleme yapar.

Dinleme olayının paparazzi ile temelde farkı olmalıdır. İnsanların özel ilişkileri, aile hayatları, cinsel tercihleri gibi konular bir emniyet meselesi değildir, olamazlar.

Ancak 3 Temmuz da dahil olmak üzere 2007’den itibaren Türkiye’nin gündemine giren bütün benzer davalarda özel hayat bile hiçe sayıldı.

50 yaşında hiç evlenmemiş kadınlar fuhuş yaptığı gerekçesiyle yargılandı ve o yaştaki insanlar hastanelerden bekâret raporu almak zorunda kaldılar. Bu kadınları pazarladığı iddiasıyla da kimi sanıklara cezalar verildi. Kadın ile sanık arasındaki tek ilişki sanığın telefon rehberinde kadının isminin olmasıydı. Bu şüphe olmaya yetti, iddianameye sokuldu, insanlar yargılandı, cezalar aldı.

3 Temmuz’da da buna dikkat edilmedi. Dört sene sonra mahkeme bu türden dinlemelerin dava dosyasından çıkarılmasına karar verdi.

Geç kalınmış bir adalet uygulaması daha…

Türkiye’de bir dönem sadece masa başında yapılan dinlemelere göre şekillendirildi, suç ve suçlu yaratıldı, bunun siyasi ve ekonomik sonuçlarından yararlanıldı.

Oysa dinleme tek başına gerçeğe ulaşmanıza yardımcı olamaz.

Bundan önceki Papa New York’a ayak basmış, henüz toprağı dahi öpemeden bir gazetecinin kendisine yönelttiği bir soruyla karşılaşmış:

“New York’taki genelevlerin varlığını sürdürmesi ve kapatılması hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Papa şaşkınlıkla soruya soruyla karşılık vermiş.

“New York’ta genelev var mı?”

Ertesi gün gazetecinin çalıştığı gazetesinin başlığı:

“Papa uçaktan iner inmez New York’ta genelev var mı?” diye sordu. (*)

Baransu başlıklı yazımın girişinde bu fıkrayı anlatmıştım.

Tek bir fıkranın içinde soru var, dinleme var ve yorum dahası suçlama içeren bir hüküm var.

Çok çarpıcı değil mi?

3 Temmuz Operasyonu’nu yapanların elinde çok büyük imkânlar vardı. Sanıkların attığı tüm adımları dinliyorlardı.

Daha fazla kişiyi dinledikleri ve o dinlemelerin içinde çok daha fazla suç içeren konuşmalar olduğu ancak bunların özenle hasıraltı edilmiş olacağına dair de ortada şüpheler vardır.

3 Temmuz tapelerinde özenle isimleri gizlenen şahıslar olduğu gibi…

Dinleme ile kişilerin nerede nasıl buluşacakları, orada ne türden alış veriş yapacakları, bağlantılar, sebep sonuçlarıyla, delillendirilebilir hatta suçüstü bile yapılabilirdi.

Ancak 3 Temmuz Davası İbrahim Akın’ın bir cafe, Mini Cooper’ın galeriden çıkış, bir iki ayak üstü sohbet fotoğrafıyla kurgulanabildi.

3 Temmuz’daki tek para hareketi Fenerbahçe’nin resmi muhasebe defterine de geçmiş Manisaspor Kulübü Başkanı’na verilmiş borç paralar olarak delil olarak sunuldu.

Ortada bir şüphe vardıysa da bunun delilleri uzaktan takip edilen ve zaten kayıt altına alınmış resmi hesaplarla yetinildi.

Dava buna göre görüldü.

Birileri şike var dedi. Kuru gürültüye ve oldubittiye getirildi; şüyuu vukuundan beter hali ancak bu kadar güzel örneklenebilirdi.

UEFA ceza verdi, CAS onayladı dendi.

UEFA’nın “%1 bile ihtimal varsa ben ürünümü korurum” hukukuyla hareket ettiği gizlendi.

Kişilere neden hala ceza veremiyor olduğu unutuldu. Kişilerin ceza yargılamasının ana hukuk kaidesine bağlı olduğu görmezden gelindi.

3 Temmuz yargılaması hala 6222 sayılı yasanın 11/1. Maddesine göre yapılıyor. Bu maddenin hangi amaçla bu yasaya dahil edilmiş olduğu bile başlı başına muammadır.

Gerekçeli karar nasıl yazılmıştı;

“6222 sayılı Yasanın 11/1-son maddesine göre, “Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” Buna göre; şike suçunun, şike anlaşmasının yapıldığı anda tamamlandığı, kazanç veya sair menfaatin temin edildiği anda ise suçun sona erdiği; teşvik primi verme suçunun da verildiği veya verileceği yönünde vaatte bulunulduğu anda sona erdiği, bu itibarla şike/teşvik primi suçunun tamamlanması için, ayrıca suça konu müsabakanın anlaşma doğrultusunda sonuçlanmış olmasının gerekmediği, bir başka anlatımla şike/teşvik primi anlaşmasının sahaya yansımış olup olmadığının bir öneminin bulunmadığı, dolayısıyla şike/teşvik primi anlaşmasının sahaya yansıyıp yansımadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması yönündeki taleplerin usul ve yasaya uygun olmadığı, yine dosya kapsamı itibariyle Fenerbahçe Spor Kulübünün mali durumu hususunda Vergi Müfettişi Nusret Bulut tarafından düzenlenen 26/03/2012 tarih ve 2012-B-528/1 sayılı ile İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçileri tarafından düzenlenen 23/09/2011 gün ve E.A 15/37, M.A 37/6 sayılı raporlar ve içeriği itibari ile kabul edilen iletişimin tespiti tutanakları karşısında ayrıca söz konusu kulübün para hareketleri yönünden bir bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmadığı,” (**)

Ne güzel yargılama değil mi?

Masa başında yapılmış bir dinleme, elbirliği ile oluşturulmuş bir şaibe ve şüphe ortamı, dellilendirilemeyen ve ispat edilmeye gerek duyulmayan bir kanun maddesi, elbirliği ile yaratılan suç ve suçlular.

Adalet bir gün herkese gerekir, bugün sustuğunuzda yarın sesinizi duyuramazsınız.

(*) http://www.milliyet.com.tr/uzay-gokerman-mehmet-baransu-gazeteciligine-katki-1428285-skorer-yazar-yazisi/

(**) http://www.milliyet.com.tr/uzay-gokerman-yargitay-kararinda-cevapsiz-kalan-detaylar-1823802-skorer-yazar-yazisi/

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bu yazı 10 Temmuz 2015 tarihinde milliyet.com.tr stesinde yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s