Bir kırlangıç ile bahar gelmez


Bu sezona dair önemli bir istatistik ortaya çıktı, bunu paylaşarak değerlendirmeye başlamak doğru olur.

Daha önce bu konunun üzerinden geçerek bir başlık atmıştım ancak bu sefer biraz sayısal verilerle de etrafını doldurmanın zamanı geldi.

“İlk golü atma veya yeme” takımların o maçta gösterdikleri performansa direkt etki ediyor.

Galatasaray bu sezon 6 yenilgi aldı; bu maçların beşinde ilk golü yedi ve çeviremedi. Bir karşılaşmada öne geçmesine rağmen kaybetti.

Beşiktaş 5 yenilgi aldı, bu maçların dördünde ilk golü yedi ve çeviremedi. Trabzonspor karşısında öne geçti ama kaybetti ve sadece Göztepe’yi geri düşmesine rağmen yenmeyi başardı.

Trabzonspor 6 yenilgi aldı, bu maçların beşinde ilk golü yedi, Fenerbahçe’ye karşı sezonun ilk karşılaşmasında öne geçmesine rağmen kabettti. Rizespor ve Beşiktaş maçlarında geri düştü ama kazandı.

Ve Fenerbahçe… 6 yenilgisi var, tamamında geri düştü ve çeviremedi. Ancak Rizespor, Trabzonspor ve Başakşehir maçlarında geriye düşmesine rağmen sahadan 3’er puanla ayrılmasını bildi.

Bu veriler önemli; ilk golü yiyen takım kim olursa olsun zorlanıyor. Galatasaray, Ankaragücü karşısında aldığı yenilgi sonrasında ortalığı ayağa kaldırdı ancak bu sezon yaşadığı travma daha önce 5 defa tekrarlamış ve hiçbirini çevirememiş.

Fatih Terim’in maç sonunda “oynadığımız kötü futbol kimseyi ilgilendirmez” vurgusu da buraya karşılık geliyor.

Buraya kadar yazdıklarımız hep altını ısrarla çizmeye çalıştığımız Süper Lig’in genel ortalaması ve kalite seviyesine dairdir.

Bu hafta sonuçlanan karşılaşmalar sonrasında Fenerbahçe bu ortalamanın ve kalitenin neresinde duruyor?

2 puan gerisinde.

Beş oyuncu değiştirmenin verdiği imkanla Fenerbahçe’nin hem maça başladığı onbirle tamamladığı onbir arasında hem de taktiksel olarak neredeyse Himalayalar kadar farklıydı.

Sezon başında Fenerbahçe’nin kadro zenginliğinden söz ediyorduk, artık 27. Maçların tamamlandığı bu seviyelerde ve ortalamalarda şunu rahatlıkla söyleyecek bir yere gelmiş olmalıyız; evet bir zenginlik var ancak bu kadronun istenilen katkıyı sağladığı anlamına gelmiyor.

Kadro için başkaları gibi “kalite” vurgusunu yapmak istemiyorum, bu çok kolaycı bir çıkarım olur.

Örneğin geçen sezon Erol Bulut’un çalıştırdığı ve Kupa’da final oynattığı Alanyaspor’da 38 maça çıkıp 26 gol bulan Cisse’nin bir kalite sorunu olamaz. Bu futbolcunun kariyerine baktığımızda sezon ortalamasının 10 gol olduğu görülebiliyor. Ancak dün yakaladığı önemli fırsatları harcaması saç baş yoldurdu ve onu neredeyse artık istenmeyen oyuncuya dönüştürdü.

Diğer tarafta aynı şeyi Samatta için söyleyebiliriz.

Mesut, kendi seviyesinin çok altında kalıyor.

Sosa bir şeyler yapma gayretinde ancak yetmiyor.

Ozan Tufan sanki Fenerbahçe ile vedalaşacak bir duruma gelmiş, birkaç maç sonra ben artık olmam der gibi oynuyor.

Gökhan Gönül zaten yaşı gereği belli bir performansın üzerine çıkamıyor. Bu maçta etkili bir ortası vardı, Cisse tarafından dışarı atıldı. Ancak bu da yeterli olamıyor.

Bunun dışında tabii bir de katkısıyla ön plana çıkanlar var.

Attila, Pelkas, Valencia, Thiam, Ferdi… Sonradan oyuna giren İrfan Can, oynamadı ama Nazım Sangare ve kuşkusuz sakatlıkla uğraşan Gustavo.

Bunlarla daha farklı bir oyun oynanıyor.

Buraya kadar oyuncu performansı üzerinden değerlendirme oldu.

4 gün önce Trabzonspor karşısında da sahada bu performans farkı vardı ve can havli ile oynama telaşı bulunuyordu.

Dün sahaya çıkan oyuncu grubunda bu görmek pek mümkün değildi.

Antalyaspor ligin farklı ortalamasına sahip bir takımı görünümünde. Göreve geldiği günlerde Hatayspor karşısında alınan 6-0’lık ağır hezimet sonrasında 12 maçta hiç kaybetmedi. 3 galibiyete ilave olarak aralarında Galatasaray, Trabzonspor, Beşiktaş ve Başakşehir ile birlikte Fenerbahçe’nin de dahil olduğu 9 takıma karşı beraberlik aldı.

Ersun Yanal bence kendi kariyerinde çok önemli bir değişim ve dönüşüm geçiriyor ve belli bir oyun planı çerçevesinde hareket ederek, sonuç alıyor. Bunu Fenerbahçe’de yapmadı veya yapamadı. Uzun tartışma konusu ancak böyle bir Antalyaspor gerçeği var ortada.

Erol Bulut bunu inceledi de mi ilk yarı böyle bir kadro çıkardı veya oynattı?

Bu soruya herkes kendi düşünceleri ve önyargılarıyla cevap verebilir; ancak Erol Hoca’nın kafasındakini bu oyuncu grubuyla oynayamayacağı artık çok açık ortaya çıktı.

Antalyaspor karşısına son 25 dakikadaki onbir ve dizilişle çıkılabilir miydi?

Bu da cevabı kolay bir soru değil, ancak Konyaspor karşısında test edilebilirse öğrenilebilir.

Tisserand seviyesindeki bir oyuncunun yaptığı o hatanın kuşkusuz takımın bütün ayarını bozduğu ve girişte söz ettiğimiz gol yemenin yarattığı etkiyi tetiklediği ortada. O gol yenmeseydi oyun başka bir şekil alabilirdi.

Ancak Fenerbahçe ve Erol Bulut adına önemli olan ikinci yarı, özellikle de son yarım saatte takımın ortaya koyduğu futboldu.

Fenerbahçe’nin ilk yarıda yapamadığı; oyunu sıkıştıran takıma karşı alanı genişletme hamleleri geliştirememiş, neredeyse Antalyaspor ile adam adama hücum etmenin ötesine geçememiş olmasıydı.

Oyun nasıl genişletilir; bunun örneğini Liverpool’da Kloop, Manchester City’de Guardiola gösteriyor.

Hücum setini sağ ve sol kanatlarda genişletip, bu bölgede hızlı top çevirerek ve 2’ye 1 veya 3’e 2 varyasyonlarıyla kaleye yaklaşacak boşluklar bulmaya çalışmak bir alternatif olabiliyor. Bunu Erol Hocanın bilmediğini düşünmüyorum.

Zaten ikinci yarı orta alanda yarattığı beşli kurgu bunu hedefliyor olmalıdır.

Valencia ve Ferdi’nin adam eksilterek ceza sahasını zorlama hamleleri de bu bakımdan etkili oldu.

Erol Bulut’un daha hızlı, güçlü ve inanmış oyuncu grubuyla yoluna devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Trabzonspor maçı sonrası bir kırlangıçla bahar gelmiyor demiştim, Antalyaspor bu anlamda Fenerbahçe’ye bir farkındalık daha kazandırdı.

13 maç ve 39 puan var.

Galatasaray zirveye 2,1 puan ortalamasıyla tutunabildiğine göre; bu ortalamada13 maç yaklaşık 28 puana karşılık gelir ki en tepedeki takımın hala 11 puan kaybetme toleransı var. Bu da 3,5 maç demektir.

Buraların altında kalabilen takım şampiyon olacaktır. Ancak geçmiş yıllardaki tecrübeler ve sezonun genel durumu yine de matematiksel hesabın sağlaması oluyor.

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında 2 puan olduğuna göre bundan sonra Fenerbahçe’nin en fazla 2 maçta daha puan kaybetme toleransı kaldığı sonucu çıkıyor.

İzleyip göreceğiz.



Kategoriler:Spor

Etiketler:, ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: