Nasıl vejetaryan oldum?


3 Aralık 2001 tarihinden beri vejetaryen diyet ile besleniyorum. Et, tavuk yanı sıra balık da yemiyorum. Bu seçim beni en çok sosyal ilişkilerimde etkiliyor. Özellikle günümün büyük bölümünü geçirdiğim iş çevreleriyle beraber çıktığımız öğle yemekleri sırasında benim ne yiyeceğim fazlasıyla sorun oluyor.

En sıkıcı an da “neden et yemediğim sorusunun” yemeğin hemen başında alaycı bir ifade ile sorulduğu zaman dilimidir.

İnsanlar bazen gerçekten bilmedikleri bir şeyi öğrenmek için sorarlar; en çekilmez soru, aslında inanmadığı, hayatı boyunca da anlayamayacağı, belki de karşısındaki kişinin tamamen ilgi çekmek için yaptığına inandığı bir eylemi, düşünceyi yine o kişinin yüzüne vurmak amacıyla yöneltilen sorgu şeklidir. Ne cevap vereceğinizin önemi yoktur. Açıklamalarınızın içinde tutarsızlık kırıntılarını ararlar. Buldukları anda hedefi vurmak için harekete geçerler.

Son yedi yılım işte bu türden alaycı yaklaşımları savuşturmakla geçti.

Vejetaryenlik, hele Türkiye gibi bir ülkede kolay anlaşılacak bir konu değildir. Bu nedenle ikna edilecek, karşı tarafa anlatılması kolay bir şey asla değildir. Çünkü yemek yemek bir kültürdür, kültürler içinde “temel önyargıların” da bulunduğu çok güçlü kurumlardır.

Çok basit bir örnek; Fenerbahçelilik bir kültürdür, bugün herhangi bir taraftara nasıl anlatırsanız anlatın Fenerbahçeli olmanın kötü, yanlış, yararsız, boş bir şey olduğuna inandıramazsınız.

Et yiyen bir insana da etin bütün zararlarını en radikal yöntemlerle anlatın, onun için dinledikleri hava cıvadır. Şu an yazdığım şeyin amacı da etin zararlarını göstererek insanları vejetaryenliğe davet etmek değildir. Beni benden başkasının ne yediği hiç ilgilendirmiyor. Yedi yıldır beklettiğim, yeri geldiğince bin bir zahmetle ve karşımdaki kişinin alaycı yaklaşımlarına rağmen yaptığım açıklamaların özetidir belki.

Vejetaryenlik öncelikle etik bir seçimdir; insanın doğasında olmasına rağmen.

Çocukluğumun ilk yıllarında babamın zoruyla sofradan tabağımdaki et parçasını bitirmeden kalkamadığım günleri hiç unutamam. Hele aklıma geldikçe bütün bedenimi hala yerinden oynatan “beyin haşlamanın” olduğu o akşam yemeği travmatik bir etki bırakmıştı. Gittiğimiz bütün misafirliklerde de evin hanımlarının büyük bir zahmetle oluşturdukları sofralarının vazgeçilmez parçası olan et ve tavuk çeşnileri de bir o kadar eziyetti benim için. Yemek bitmezdi.

Bütün bunlar ergenlikle birlikte değişime uğradı. Terbiye edilmiş ve lezzet katılmış kebap çeşitleriyle tanıştıkça tam bir et sever haline geldim.

Hayatımdaki ikinci travmatik durum, 1998 ve 99 yıllarında içinde bulunduğum iş ortamının etkisi ile kurban bayramında ortağı olduğum büyük baş hayvanlarının kurban edilme anı oldu. O hayvanların son bakışları hala unutamadığım görüntülerdir.

17 Ağustos 1999 depremiyle başlayan ve 2001 başına kadar süren katastrof sürecinin içinde farklı deneyimler ve kültürlerle karşılaştım. Bunlardan biri de kuşkusuz doğu bilgeliği oldu. MS hastası olan bir arkadaşımın, bu hastalığı yine bu bilgeliğin şifa yollarıyla yendiğini anlattığı akşam yemeği sırasında söz ettiklerinden gerçekten çok etkilendim.

Nedir bu doğu bilgeliği araştırmalarım da derinleşerek devam etti.

Burada eklemem gereken son bir şey, özellikle ergenlikle başlayan okul yıllıklarına kadar geçen alerjik rinit – saman nezlesi ve onun özellikle son dönemde aldığı astım başlangıcının yine bana eşlik eden maluliyetiydi. Saman nezlesi dediğimiz şeyin insanın bütün sosyal hayatını etkileyen bir hastalık olduğunu eklemeliyim. İlaçla tedavi yönteminin çok uzun yıllara yayıldığı ve anlık tedavide kullanılan anti histaminik ilaçların da uyuşukluk yaptığını kullananlar çok iyi bilirler. Saman nezlesinin ulaştığı son boyut da astımdır; bende o da başlangıç olarak kendisini 1998 yılından itibaren göstermişti.

Doğu bilgeliğinin içinde doğa ile barışık bir dünya görüşü vardır. Bu sizi dingin bir zihin haline doğru çeker. Başlangıçta imkansız olan şeylerin süreç içinde kolaylaştığını fark edersiniz. Kuşkusuz bütün bunların pratiği yoga – meditasyon ile yapılır. Doğa ile barışık yaşamın bir parçası da hayvanları her ne olursa olsun öldürmemektir.

Bir süre sonra et ile beslenme şeklinin insanoğlunun en büyük bencilliklerinden biri olduğunu fark ettim. Bütün bunları zihnimde fazlasıyla sorguladım. Dediğim gibi bu bir etik seçimdi.

Beslenme şekliniz aslında sizin bedeninizi ve ruhsallığınızı fazlasıyla etkileyen bir şey. Bunun detaylarını daha sonra konuşuruz.

2001 yılından sonra bütün alışkanlıklarımı bir bir gözden geçirip, değiştirmeye başladım. Bu bedenimi de etkiledi. 2003 yılından bu yana ara ara beni etkileyen astım krizleri bitti önce, sonra da saman nezlesi. Kuşkusuz eklemem gerekir ki, her sabah aldığım duşun da buna katkısı oldu. Temizlik anlayışından tutun da beslenmeye varıncaya kadar yaptığım bütün değişimlerin hayatıma hep olumlu katkısı oldu.

Çok daha duru ve net düşünen bir zihne ulaştığımı fark ediyorum bu sürecin içinde.

Et yemediği için B12 vitamini eksikliği ve bu nedenle hafıza kaybı sorunu yaşanacağı şeklindeki bilimsel verinin karşılığının olmadığını bu süreç içinde tanıştığım, bütün hayatı boyunca vejetaryen olup bütün zihni inanılmaz çalışan yaşlı bilgeleri tanıdıkça anladım.

Konuya yemek kültürünün ne olduğunu konuşacağımız diğer bloğa kadar ara vermek istiyorum.

Uzay Gökerman – 18.09.2008

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s