Derbilerde rakip taraftara sıfır tolerans ve kontenjan geldi


Dün akşamüstü saatlerinde TFF’nin internet sitesinden bir açıklama geldi.

“Kulüplerin ortak kararı uyarınca bu sezon derbi karşılaşmalarında rakip takım taraftarı stadyumlara alınmayacaktır.”

Bu uygulama ilk olarak Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşmasında denenmek istenmiş, her iki takım taraftarının ortak tepkisi sonucu geri adım atılmış; hatta tam bir üç maymun oynanmış, kimse sahiplenmemişti.

Şu bir gerçek ki her geçen gün futbolumuzla ilgili başka bir karar alınıyor ve hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.

Yaşadığımız her olay aslında geçmişten gelen bir birikimin sonucudur. Hiç kuşkusuz nedensiz değil ve kimse de suçsuz değil.

Temel mesele de bu zaten.

Yıllardır öyle gariplikler, acayiplikler, anormallikler, akıl dışı şeyler biriktirdik ki artık bardağın içine düşen her damla çok daha fazla suyun dışarı taşmasına neden oluyor.

Burada elbette taraftarın büyük günahları var.

Ancak sadece o pencereden bakarsak görmemiz gerekenleri değil, bize gösterilenleri izleriz.

Bundan yirmi yıl önce oynanan derbileri hangi tarafın sahasında olursa olsun eşit sayıda taraftar izlerdi. Sonra futbolumuzun çok bilenleri ev sahibi taraftarın saha avantajını kullanması gerektiğini akıl ettiler. Haksız olduklarını iddia etmeyeceğim; çünkü Avrupa’da da uygulanan şey buydu.

Şimdilerdeyse yaşamdan dakikaların içinde eskiyi hatırlatırken bize yıllar önce derbilerin kol kola birlikte izlendiğini anlatıyor bazıları; hem stadyumları rakip takım için deplasmanı yaşaması için taraftarına sınırlandıracak sonra da eskiden hep beraber nasıl maç izliyor olduğunun nostaljisini yapacaksınız?

Tam bir ters manyel ustalığıdır bu!

Aynı gün aynı saatlerde bir stadyumun etrafında zaman zaman yirmişer bin rakip taraftar aynı ortamda bir arada maç saatini bekleyebilirken, %5’lik kontenjan sınırı ile azaltılmış sayıdaki taraftarın yarattığı kaos her geçen gün büyüdü; büyütüldü.

Kimse o beş altı yüz kişiyi bir türlü bulamadı, engelleyemedi.

Bugün bir kişiye bile stadyumların tahammülü kalmadı.

Peki, bugünlere nasıl geldik?

Aradan geçen sürede yaşadığımız kentin her karışına düzen getirir, modern bir yaşam kurgular, hatta dünyadaki diğer metropollerle karşılaştırıldığında suç oranında önemli bir başarı elde edebilirken derbiler nasıl oldu da kontrolden çıktı?

Taraftarları neden belli bir seviyenin, düzeyin üzerine çıkaramadık; hatta giderek daha fazla lümpenleşmesine izin verdik?

Sportif rekabetin yerini neden düşmanlıklar aldı?

Bütün bunların tek bir cevabı var; aslında futbolda şiddet ve şiddeti yaratan taraftarın üzerinden bir takım çıkar hesaplaşmaları yapılmıştır. Bunun bir sürü sosyo-ekonomik neden sonuçları vardır; ancak bu yazının içeriğinde bütün bunların detayına girmemiz mümkün değildir.

Taraftarlar stadyum dışında birbirlerini kıyasıya döver, bıçaklar ve hatta öldürürken kulüplerin yöneticileri neler yapmıştır?

Onların ağızlarından tek bir dostluk mesajı çıkmış mıdır?

Bugün bir büyük kulübümüzün yöneticileri hala kulüplerinin bencil çıkarı uğruna her fırsatta ortamı geren ve bir tarafı sürekli suçlayan açıklamalar yapmaya devam etmektedir.

Yıllardır kapalı kapılar ardında yapılan hesaplar, anlaşmalar bugün önümüze bambaşka yollardan gelmektedir.

Futbolcuların faal futbol yaşantılarını tamamladıktan sonra ve özellikle 3 Temmuz’dan sonra yaptıkları açıklamalardan insanın midesini bulandıran ilişkiler olduğunu yeterince dinledik.

Yine faal hakemlik görevini tamamlayıp yorumcu olarak ekranlarda boy gösteren bazı hakemlerin pozisyonları yorumlama sırasında yaptıkları “hakemin iç dünyasına yönelik” tariflerden kendilerinin de nasıl görev anlayışı içinde oldukları konusunda yeterince aydınlandık.

Bugün aynı hakemlerin 3 Temmuz sonrasında ortaya çıkıp net bir şekilde suçlamalarda bulunmaları hatta suç duyurusu için savcılık makamının kapısında sıra beklemelerini şaşırmadan takip edebiliyoruz.

İddianamesi çıkmadan ve mahkemesi görülmeden nasıl oluyor da bu kadar net bir şekilde kanaat sahibi olduklarına ise şaşırmadan edemiyoruz.

Bu kişilerin zamanında nasıl devamlı bir hesaplaşma içinde hakemlik yaptıkları ve bulundukları pozisyonları hak edip etmediklerini sürekli kafamızda döndürüp duruyoruz.

Yıllardır medyadaki köşelerinden taraftara karşıtlık ve düşmanlık mesajları veren bir takım duayen köşe yazarlarının insanlar üzerinde yarattığı psikolojinin sonuçlarını rahatlıkla görebiliyor ve ölçebiliyoruz.

Elbette devletin de sınırları içinde yaşayan insanların gelişiminden, psikolojisinden, rahatından ve onlardan gelen her türlü yanlış tepkinin sonuçlarını değerlendirip ortadan kaldırmasından sorumlu olduğunu da biliyoruz.

En kolay şey yasaklamak, ortadan kaldırmak, yok etmektedir.

Ancak öğretmeden, göstermeden ve doğrusunu anlatmadan yaptığınız her eylem eninde sonunda size geri döner.

Yıllarca statükonun kalkması için liberal politikaların peşinden giden ve bugün iktidara gelenler nasıl olur da yeni statükolar yaratılmasının zeminini hazırlarlar?

Anlaşılır gibi değildir.

Siz taraftara medeni ortamlar sundunuz, onlarla doğru iletişim içinde oldunuz da onlar size yanlış bir tepki verdi mi?

Haftanın her günü Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, Hıncal Uluç ve gibilerin, akıllarına gelen her şeyi söylemesine izin verecek sonra hafta sonunda taraftarın maça gitmesine yasak koyacaksınız?

Bu denklemin bir tarafında eşitsizlik yok mudur?



Kategoriler:3 Temmuz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: