Futbolumuzda sona eren paradigma; Erman Toroğlu


Türkiye’de Erman Toroğlu bir markadır, fenomendir. Ne dediği ve karar verdiği önemlidir. Yaklaşık 25 yıldır futbol dünyamızın içinde çok merkezi bir yer işgal etmektedir ve yayın ihalesinin hemen birkaç gün sonrasında adı bu sefer gitsin mi kalsın mı tartışmalarının içinde gündemimize oturmuştur.

Yayıncı kuruluş artık nereden geldiği az çok tahmin edilebilen bir gerekçe ile Erman Toroğlu’nun görevine son vermiştir.

Futbol kamuoyu şimdi Erman Toroğlu’na yapılan şeyi tartışıyor.

“Bu bir linç midir? Yoksa belli bir birikimin yarattığı sonuç mudur?”

Erman Toroğlu mağdur pozisyonundadır. Hakları gasp edilmiştir. O futbol dünyamızın en renkli kişisidir. Böyle bir muameleyi de hak etmemektedir.

Ya da… İyi olmuştur. Layığını bulmuştur.

“Futbolcuların maç içinde yaşadıkları bütün tartışmalı pozisyonların nihai kararını vermesini bekledikleri bir hâkim değil midir?”

İşin tuhafı her taşın altından çıkan, bütün bunların hepsidir belki de… Bu nedenle onu eleştirenler de savunanlar da haklıdır. Erman Toroğlu gibi bir adamı hayatımızdan çıkarmak kolay değildir. Sorun yaratır şu an olduğu gibi.

“Peki neden böyle insanların peşine takılıp gittiğimizi kendimize soruyor muyuz?”

Ne yapar Erman Toroğlu dediğimiz kişi?

Elinde bir düdük sürekli karar verir. On kusurlu hareketin gerçekleşip gerçekleşmediğine kanaat getirir. Topun bir karış içeri girip girmediğini, girdiyse nasıl, girmediyse neden girmediğini gözümüze soka soka, “geri al… geri al… Oynatalım… Şimdi yavaş yavaş ilerlet bakalım…” diye diye belletir, zorla kabullendirir.

Hükmü zaman içinde öylesine güçlenmiştir ki verdiği kararlar sadece o anın ya da pozisyonun içinde kalmaz çoğu zaman kişilerin özlük haklarına kadar ilerler.

“Hayatın merkezine neyi koyarsanız o şekilde düşünmeye başlarsınız.”

İşte sporumuzun, futbolumuzun yıllar içinde ilerleyemiyor oluşunun temelinde de hep pozisyonlarla, hükümlerle, verilen ya da verilmeyen kararlarla, çalınan veya çalınmayan düdüklerle yaşıyor oluşumuzun çok büyük etkisi vardır.

Sorun Erman Toroğlu değil, onun temsil ettiği, taşıdığı anlam ya da düşünceler paradigmasıdır.

Yıllar önce bir maç sonrasında çok ünlü teknik direktörlerimizden biri televizyonlara çıkıp, çok kötü oynadığı ve kazanmayı da hak etmediği bir maç sonrasında verilmeyen penaltısının hesabını soruyordu. Çok kısa süre önce de yine ünlü bir başkanımız aynı kameraların önünde aynı cümleleri sarf ederek hakemlerden dert yanıyordu.

Bu kadar basit miydi?

Kuşkusuz böyle olmamalıydı.

Düşünün ki oyunun içindeki futbolcu kardeşimiz, arkadaşımız şahsen içinde bulunduğu bir pozisyon için kendisi karar veremiyor ve “akşam Erman hocanın bu pozisyonu yorumlamasını” bekliyor.

Yarım milyar Türk Lirasına dayanmış bir yayın ihalesiyle artık endüstri haline gelmiş bir ürünün “üstyapı kurumları” güçlü olmalıdır.

Futbolun basit bir oyun olduğunu ve fazlasıyla ciddiye aldığımızı ifade eden yorumlar okuyoruz.

Bütün oyunlar basit bazı kurallar üzerine oturur. Satranç da yedi taşın yedi ayrı hareketi üzerine kuruludur ancak milyonlarca kombinezon içerir ki bütün işlevi bu milyonlarca hamleyi düşünen özel bilgisayarlar bile geliştirilmiştir.

Futbolun basit kurallara oturduğu doğrudur ancak basit bir ürün olduğunu artık söyleyemeyiz.

Futbolun daha izlenir ve takip edilir olmasını sağlamak için bir takım yeni değerler dizilerinin varlığına ihtiyacımız var. Bunun için de yeni bakış açıları, bunu taşıyan yepyeni düşüncelerimiz olmalı.

Bu anlamda Erman Toroğlu bir kurbanmış gibi görülebilir ancak sürecin doğal sonucudur.

Onun gidişini Aziz Yıldırım’ın istediğini iddia edenler var. Dolaylı olarak bunun doğru olduğunu bile söyleyebiliriz. Aziz Yıldırım Türkiye’nin dörtte üçüne antipatik geliyor olabilir. Bunun sebebi de kuşkusuz kendisidir. Ancak ister kabul edilsin, edilmesin, önce Fenerbahçe’ye sonra da Türkiye’ye farklı bir bakış açısı, yaklaşım, düşünme sistematiği kazandırmıştır.

Aziz Yıldırım’ın Kulüpler Birliği Başkanlığı’nı sürdürmesini ezeli rakipleri dahil herkes neden istiyor?

Efendim, istifa edip karar değiştiriyormuş. Bu bir güç tartısıdır. Taktikseldir.

Demokrasimizden tutun da hemen bütün değer yargılarımız değişiyorken artık futbolumuzun bugünü ya da geleceği bir iki hakemin vereceği karara bağlı kalabilir mi?

Bunu görebildiğimiz, fark edebildiğimiz için artık daha az hakem konuşuyoruz zaten. Futbolda hakemden başka şeyler de olduğunu sporcularımız da ayırt etmeye başladı. Bu bir süre sonra ister istemez tribünlere de yansıyacaktır. Ancak zaman istiyor.

Süreç Erman Toroğlu’nu da değiştirecektir. Bu bir kişinin linç edilmesi olarak algılanmamalı zaten.

Temelde bu algıyı yok ettiğimiz zaman daha fazla keyif aldığımızı göreceğiz.

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bu yazı 20 Ocak 2010 tarihinde Milliyet.com.tr/spor’da yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s