Parçalananların parçalayanların müttefiki haline gelmesi halkların trajedisidir


Saddam’ı İran Rejimine karşı batı destekledi.

Bu Irak ile İran arasında kazananı belli olmayan ve sekiz sene süren anlamsız savaşa neden oldu.

Saddam’ın varlığı Kürtler ve Şiiler için büyük bir tehditti. Yıllarca süren katliamlar (kimyasal silah) yaşandı. Saddam’ın idam nedeni Kürtlere uyguladığı şiddetti.

Saddam’ın yargılanması ve idamı bugünkü şiddet ortamının aynı zamanda fitilini ateşleyen şey oldu.

Demek ki her ceza bir derse dönüşmüyor.

Emperyalizmin emrindeki Saddam bir süre sonra kendisini dev aynasında görerek “tarihsel olarak ülkesinde koparıldığına” inandığı Kuveyt’e girdi.

Bu 20. yüzyıl başında kurulmuş, sınırları çizilmiş düzene isyan demekti.

Saddam kısa bir süre sonra da bölgede ABD karşıtı muhalefetin merkezi oldu. Bir çeşit İranlaştı. Ancak İran’la ittifak kuramadı.

ABD’nin komutasındaki güçlerin Irak’a müdahalesi sırasında Kürtler ve Şiiler batılı güçler tarafında yer aldı.

Irak’ta gayri resmi sayılara göre1991 ile 2005 yılları arasında yaklaşık 2 milyon insan öldü, yaşadığı yerleri terk etti. Hala ölmeye devam ediyor.

Özellikle 2003’teki savaşta ölenlerin ve sonrasında mağdur olanların Sünniler olması bugünkü durumun ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

2003’ten sonra Irak’ta kurulan yeni düzen üç parçalıydı; federatifti. İktidar öncelikle hegemonya Şii ve Kürtler tarafından paylaşılmıştı. Yeni düzen Sünnileri mağdur haline getirmişti.

Bu geleceğe atılmış kin tohumları demekti.

***

Suriye bölgede SSCB’nin himayesinde bir ülke olarak varlığını yıllarca sürdürdü.

Suriye’deki rejim de Irak’ın tersine uygulamalarda bulundu. Şiiler egemendi ve Kürtlerle birlikte Sünniler üzerinde baskı oluşturuyordu.

Suriye’de olan bitenler tarihin hızlandırılması paralelinde yine emperyalizmin bir hamlesiydi.

Arap Baharı’nın son halkası Esad Rejiminin yıkılmasına en büyük taşı Rusya koydu. Rusya’nın geleneksel tavrı ve desteği olmasa Esad bugün hala iktidar olabilir miydi?

Ancak taşlar bir kere yerinden oynatılmıştı.

Kısa bir süre önce Esad’a karşı muhalefet olarak kurulan çeşitli örgütlenmeler sonra IŞİD’e dönüştü ve Irak’taki unsurlarıyla birleşerek belki de kontrolden çıktı.

Sünni IŞİD’in bugün Kürtlere ve Şiilere (Alevilere) gösterdiği tahammülsüzlüğün gerisinde yatan şey hiç kuşkusuz son 20 yılda Irak’ta ve çok daha uzun süre Suriye’de olup bitenler ve yaşananlardır.

Batı belki de Esad’ı devirmek için desteklediği ancak bir anlamda kendisine de dönen bu güçle baş edebilmek için bugün tekrar Esad ile ittifak yapar hale nasıl gelebilmiştir?

Esad’ı devirmek için batı ile birlikte hareket eden Türkiye dün attığı adımdan geri hareket etmeyerek belki de en tutarlı duruşunu sergiliyor.

Ancak bu sorunu çözmüyor.

***

Kısa bir süre önce şu soruyu sormuştuk.

Batı kendisini ‘Birliğe’ doğru yönlendirirken; ‘diğerlerini’ neden parçalıyor? (*)

Bu sorunun içinde parçalananlara dair gizli bir yorum da vardı kuşkusuz. Çünkü özellikle çağımızda sorumluluklar tek taraflı kalmıyor, mutlak surette ilişki içindeki tarafları da ilgilendiriyor.

Feodalizmden kapitalizme geçiş sürecinde “milliyetçilik” ilerici motor güç olarak tarif edilmiş, anlaşılmıştır. Bu ne demektir? Milliyetçilik insanlık tarihinin gelişim sürecine yardım eden bir ideoloji olmuştur.

Emperyalizm çağındaysa sınırlar bir daha aşılmış yeniden ezen ve ezilen milletler ayrımı net olarak ortaya çıkmıştır.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları bu paylaşımların en şiddetli çatışmaya dönüştüğü tarihi zamanlardır.

Modern dünya bu savaşlar sonucunda şekillenmiştir.

Batı “birlik” olması gerektiğini bu acı tecrübelerle deneyimleyerek öğrenmiştir.

Çünkü savaş, dağılmalar, parçalanmalar insanlığın ürettiği bütün değerleri yok ederken birlik aksine büyütmekte, zenginlik ve refah getirmektedir.

Özellikle ileri kapitalizm çağında ticaret, serbest piyasa ekonomisi her şeyin önüne geçmiştir.

Bilgi biriktikçe demokrasi anlayışı da değişime uğramakta, gelişmekte, çeşitlenmektedir.

Bugün coğrafi olarak baktığımızda bu ayrımın sınırlarını net olarak görebiliyoruz. Nerede akıl var nerede cehalet bu belirginleşmiş, kristalize hale gelmiştir.

Geçtiğimiz ay İskoçlar Birleşik Krallık’tan ayrılıp ayrılmama oylaması yaptı ve genel çoğunluk kalma yönünde oy kullandı. Çünkü modern yaşam giderek zaten sınırları ve sınırlamaları kaldırma yönünde ilerliyor. Sadece ülke sınırlarından söz etmiyorum; farklılıklar ortadan kalkıyor.

Modern hayat (aslında düzen, sistem) insanların yaşam şekillerini, alışkanlıklarını, reflekslerini neredeyse benzerleştiriyor. Geriye neredeyse nüanslarda veya özel günlerdeki geleneksel ritüeller kalıyor.

Bu nedenle Amsterdam’daki gece hayatının bir eşini İstanbul’da, Bodrum’da görmek ve yaşamak günümüzde artık mümkün olmuştur.

Piyasa ekonomisi herkesi birbiriyle ayrılmaz bir şekilde ilişkilendiriyor ve bağlıyor.

Amsterdam’da bir gece hayatının içindeki kişinin kafasındakiyle, İstanbul’dakinin neredeyse üst üste çakışması maddi yaşamın bir sonucudur.

İstanbul’dan biraz uzaklaştığınızda elbette görüntü değişiyor; hatta Ortadoğu coğrafyasında bambaşka gerçekler ortaya çıkıyor.

Kuşkusuz bu tek başına oralarda yaşayan insanların bir seçimi değildir. Sistem birleşik kaplar gibi çalışmaktadır. Eğer kapların bir yerinde aşağıya doğru hareket varsa, diğeri yukarı doğru çıkmaktadır.

ABD’nin 1991’den bu yana yürüttüğü Irak politikaları sonrasında önce Irak (hatta araya Afganistan’ı da koyabiliriz) sonra da Suriye’nin geldiği durum ortadadır.

Emperyalizmin 200 yıl önce kendi kafasına ve keyfine göre çizdiği yapay sınırlar önce küçük parçalara ayrılıyor, sonra da un ufak hale geliyor.

Üzerine fakirlik, sefalet eklendiğinde parçalanmanın yapısı zerrecikleşiyor, pulvarize hale dönüşüyor. Bu durum dağılmayı da yok olmayı da kolaylaştırıyor.

Yeniden birlik, eskisi gibi bir arada yaşamak da zorlaşıyor.

Kuşkusuz bütün bunlar girişte andığım yazının başlığından da anlaşılacağı üzere egemen güçler tarafından planlanmış şeyler.

Çünkü parçalama güçsüzlük yarattığından yeni müttefiklikleri ve ittifakları zorunlu hale getirmektedir.

Parçalayanların aynı zamanda iyi birer müttefike dönüşmesi de sanırım parçalananların görmekte zorlandıkları bir kör noktadır. (**)

Çünkü şartlar başka bir seçenek bırakmayacak şekilde birbirleriyle çok iyi ilişkilendirilmiştir.

Satrançta oyun öyle bir şekil alır ki bir takım zorunlu hamleler kaçınılmaz olur. Hamle üstünlüğünü veya tempoyu eline alan taraf karşısındakini buna zorlayıp, oyunu buraya getirdiğinde kazanır.

Parçalayanların parçalananların müttefiki haline gelmesi orada yaşayan halkların trajedisidir. 

 

(*) Batı kendisini “Birliğe” doğru yönlendirirken; “diğerlerini” neden parçalıyor?

(**) Gerçeği kazarak “kör noktaları” bulmak

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s