Kadın bedeni metadır!


Cumhurbaşkanımız yine bir konuda fıtrata dair bir yorumda bulundular, gündem belirlediler, üzerinde konuşmadan geçemeyiz.

Ne demişler;

Kadın ve Adalet Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadınların ihtiyacının ‘eşitlikten’ ziyade ‘eşdeğer’lik olduğunu belirleterek, “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz. O fıtrata terstir. Fıtratları farklıdır” dedi.

Konu biraz derin bu nedenle birkaç boyuttan bakmak gerekiyor.

Öncelikle birkaç sene önce yazmış olduğum bir yazıyı burada yeniden okumak istiyorum.

***

Kadının “meta” olup olmadığı üzerine sonu gelmeyen tonla yazı okumuşsunuzdur. İtiraf etmeliyim ki bu tarz yazıları hiç okumadım ama fazlasıyla düşündüm durdum.

Çağımız görsel sunumun her şeyin önüne geçtiği, pazarlamanın göze hitap edilerek yapıldığı bir zaman dilimine karşılık gelmektedir.

Bir yazının okunabilirliği bile onun içeriğinden çok görselliğiyle doğru orantılı hale gelmiştir. Gazete sayfalarında artık daha fazla fotoğraf daha az yazı vardır. Öyle ki, internet dergilerinin kotalarını bile dolduracak derecede fotoğraflar sorun haline gelmiştir.

Biraz karikatürleştirelim.

Bir otomobil fuarına iki sebeple gidebilirsiniz.

Ya yeni nesil ve hiçbir zaman sahip olamayacağınız otomobillere bakma; ya da yine hayatınız boyunca belki tenine bile dokunamayacağınız güzel mankenlerin fotoğraflarını çekmek için.

Ertesi gün gazeteler şu yorumu yaparlar.

“Mankenler, otomobillerin önüne geçti.”

“Bu fuar otomobiller mi yoksa mankenler mi?”

Yine biliriz ki, teknolojik olan bütün ürünler eninde sonunda bu mankenler tarafından tanıtılır. Manken sunumu yapılan bir şeyi göstermenin en güzel ve kolay yoludur.

Dünyanın en önemli yarış organizasyonlarından biri olan F1’in öne geçen görüntüsünde birbirinden alımlı, rengarenk giyinmiş kızlar vardır.

Kadın bundan önceki çağlarda asla ortalıklarda görünen bir cins değildi. Güzel kadınlar ancak balolarda bütün zarafetiyle boy gösterirdi. Bir pazarlama aracı olarak düşünülemezdi bile.

Kapitalizm her şeyin alınıp satılabileceğini, paranın en yüksek güç-değer, hatta İngiltere Kraliçesi’nin bile satın alınabilir olduğunu ispat etmiştir.

Eşyanın doğasına uygun olan da yeryüzündeki her canlının, nesnenin, varlığın da meta haline gelmesiydi.

Eskiden köleler, cariyeler vardı.

Sonra insan düşüncesi kendi içinde devrim yaptı ve demokrasi, gönüllülük esası kabullenmeyi getirdi. Artık herkes işini gönüllü seçiyordu.

Kadın da bu gösteride rolünü kısa bir süre içinde aldı.

Önce dergilerde görülmeye başladı. Bu dergilerdeki kadın fotoğrafları bile kurulu düzen içinde yaşayanlar için ayıp niteliğindeydi. Ama sınır kısa bir süre içinde aşıldı.

Kadın özellikle ikinci dünya savaşının hemen ertesinde, sonra da 1968 hareketinin içinde düzeni salladı.

Kuşkusuz bu kadının özgürleşme hareketiydi.

Kadın bütün-feodal; geleneksel- bağlarından, erkekten özgürleşiyordu. Üstelik bunu kadının kendisi yapıyordu.

Kadın özgürleşirken her şeyin altında kalkabilecek bir direnişe geçiyordu.

Kadın özgürleşirken sistem onu içine dâhil edip, zaten insan doğasında var olan güdüyü de kullanarak daha kolay bir meta haline gelmesini, üstelik bunu da gönüllülük esasıyla gerçekleştiriyordu.

Artık kadının her şeyi sistem tarafından değerlendirilebilir, kullanılabilir hale gelmiştir.

Ancak kısa bir süre sonra da kadınlar ayağa kalkıp “bizim vücudumuz meta değildir!” diye isyan etmektedir.

Elbette burada bir kırılma noktası daha var.

Kadınların vücudunun meta olmadığını haykıranların önemli bölümü vücudunu zaten meta olarak kullanmayanlardır.

Yani işin doğası gereği bunu gönüllük esasına göre kabullenmiş manken kızlarımız, film-tiyatro-reklam aktrislerimiz, şarkıcılarımız ya durumdan şikâyetçi görünmemekte ya da seslerini artık vücutlarını meta olarak teşhir edememeye başladıktan sonra çıkarmaya başlamaktadırlar.

Türban meselesinde kadın yine bir metadır; araçtır. Kadının kapanması ideolojinin ya da inancın önüne geçmiştir. Kadın bir kere daha ön saflara sürülmüştür. Fotoğrafta bu sefer başı bağlı olanları görürsünüz; ama rolünün değişmediğini fark etmezsiniz bile.

Bu noktada şunu söyleyeceğiz; “kadın bedeni metadır.”

Düzen her şeyi kendi istediği şekilde formatlayıp kullanırken ve biz de bunun içinde yaşarken, çocuk da yaparım kariyer de nispetiyle biraz da kendi doğasını sorgulamadan, erkek duruşunun karşısına ayna gibi dikilen kadının mücadelesini geldiği nokta burasıdır.

Bütün mücadele yöntemlerinde olduğu gibi çıkmazlarla doludur; tıkanmıştır.

Fransa’da 1968’de olup bitenler hiç de azımsanmayacak güçteydi. Düzen çok ciddi bir sarsıntı yaşıyordu. Gençlik başta kadınlar olmak üzere başkaldırmıştı.

Cins, ırk ayrımcılığına karşı savaş açılmış gibiydi.

Kapitalizm buradan çok güzel dersler çıkardı.

Bir kere o enerji ile savaşmadı; onu içine dâhil etti. Gücünden faydalandı. Talepleri dinledi ve özgürleştirdi.

Bugünün dünyasında söz sahibi olan yönetici sınıflar 1968 kuşağının temsilcileridir ve içlerinde kuşkusuz yoğunlukla da kadınlar vardır.

Burada bir giriş yapmış olduk.

Özellikle de kadını meta değeri haline getiren güzelliğiyle ilgili…

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Radikal’den okumak için…

http://blog.radikal.com.tr/insan-haklari/kadin-bedeni-metadir-80473

 

Kadın bedeni metadır!” üzerine bir yorum

  1. Geri bildirim: Kadınların kurtuluşu erkek gibi olmak mı? | Uzay Gökerman

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s