Batshuayi’nin o şutu!


Ferdi “defalarca kere denediği” gibi topu eline alıp taç atışını kullanmak üzere hazırlandığında dakikalar 90+’ları gösteriyordu.

“Defalarca denendiğine” göre antrenmanda da bunun üzerine günlerdir çalışılıyor olmalıydı.

90 Dakika olmamış, son bir kere uzatmalarda olur muydu?

Özellikle Avrupa Kupalarında talihsiz genetiğinden kaynaklı geleneksel şanssızlığı hesaba katıldığında karşılaşmanın o dakikalarında 1-1 giden maçta Fenerbahçe’nin gol atması beklenen bir son değil; tecrübe ile sabittir, yemesi daha akla yakındı.  

Hele geçen sene bolca kale direklerini dövmüş Batshuayi hesaba katıldığında yeni transferin Kadıköy’de de direklere merhaba demesi muhtemel bir finaldi.  

Tabii bir de futbolun en geri kalmış tarafı “Lucescu kısmeti” denilen etkisi de vardı ki Şampiyonlar Ligi eleme karşılaşmasında uzatmalarda son dakika golüyle gülen Dinamo Kiev olmuştu.

Bütün bunların bir araya geldiği bir ortamda Ferdi’nin kullandığı taç atışı ön direkte Gustavo’nun kafasından sekerek havalanıp, savunmaya da çarparak Batshuayi’nin üzerine doğru inmeye başladığında;

O an stadyumdaki binlerce ve televizyonun başındaki milyonlarca Fenerbahçe’li ayağa kalkarak Batshuayi ile birlikte topa doğru yanlamasına hamle yaptı ve dömi voleyi kalecinin üzerine doğru Allah ne verdiyse vurdu.

Ve o an çok kısa süren, Fenerbahçelilerin dünyasında tam bir sessizlik oldu.

An’dan daha kısa; kısacık ama tüm Fenerbahçe tarihi kısmetsizliğini yırtıp atacak kadar da yeterli bir süre…

Sonra bir baktık; Fenerbahçe tribünleriyle kucaklaşan Fenerbahçeli futbolcular uzatma dakikalarında gelen golün sevincini yaşıyorlar.

Bu bir kırılım anıydı işte.

Fenerbahçe’nin tüm maç boyunca mücadele ederek istediği, aradığı galibiyet hasretinin karşılığıydı.

Belki de Fenerbahçe’nin son 11 yıldır önünü keserek Avrupa Kupalarında mücadele etmesine engel olmak isteyen dahili ve harici bedhahlara atılmış pek de anlamlı bir goldü bu.

Abartılı bir anlam yüklemesi mi oldu?

Abartı; golün sevinci ve bunu anlatımına dair değil ama evet Fenerbahçe’nin daha henüz oturmamış futbolu için kabul edilebilirdir.

Bir kere şurada anlaşmak gerekiyor; grup usulü oynanan bir Avrupa mücadelesinde önemli olan 3 puanı kazanmak olmalıdır.

Lucescu yata yata, futbolun en anti tarafıyla nasıl hem Türkiye’de hem Avrupa’da kupalar kazandığında kimse onun ne oynadığı ile değil, yarattığı sonuçla ilgilenmiş, yere göğe sığdıramamışsa, bu karşılaşmanın sonucuna dair kazanılmış 3 puanla ilgili kontrolsüz abartı tolere edilebilir.

İtiraf etmelim; karşılaşma 1-1 tamamlanmış olsaydı kazanamamanın verdiği hayalkırıklığı ile eleştirinin dozu belki de kazanmanın abartılı sevincini bile örtecek kadar büyük olabilirdi.

Buraya kadar yazılanlar bu sabah güne huzurla başlayan ve Fenerbahçe’nin güzel tarafını okumak isteyenler içindi.

Bundan sonrakilerse işin gerçeğine dair olacak.

Fenerbahçe dün akşam gerçekten çok iyi mücadele etti. Bu anlamda hiçbir oyuncunun hakkını bir diğerinin önüne koymamak, eleştirmemek gerekiyor.

Oyuncularla ilgili bir sorun varsa eleştirilecek sorumlu kuşkusuz o seçimi yapan Jesus’tur.

Sezonun ilk maçından bu yana koşulsuz desteğini esirgemediği Rossi’nin oyundan çıkarken ıslıklanmasının da tek sorumlusu onu sevimsiz hale getiren teknik direktördür.

Neden ısrar ettiğini hala çözemedik.

Ama Jesus’un nasıl bir oyun istediği ve ne yapmayı düşündüğü ile ilgili elbette artık bir fikrimiz oldu.

Az önce yukarıda Ferdi’nin ısrarla ceza sahasının içine gönderdiği uzun taç atışından söz açtık.

İşte bu çok değerli bir futbol oyunudur.

90 dakika boyunca Fenerbahçe 37 taç atışı kullandı, önemli bir bölümünü Ferdi’nin aynı şekilde attığını hesaba katarsak ısrarla bir taktik uygulamaya çalışan takım vardı sahada.

Başarının böylesine anlamlı son ile geldiği karşılaşmada bir oyunu tekrar tekrar deneyerek sonuca ulaşma ile yüzleşmek ne kadar değerli ve öğretici değil mi?

Daha çok uzun bir yol var. Bu görünüyor.

Takım içinde önemli bir armoni eksiği göze çarpıyor.

“Takım oyunu” için varını yoğunu ortaya koyan futbolcular var; Crespo, Ferdi, Attila’yı bu bahiste öne çıkarmamız gerekiyor.

Crespo, Arao’nun seviyesini yükselterek ona ilham oluyor ama son Lig karşılaşmasında sergilediği futboldan kaynaklı beklentilerin oldukça altında kaldı.

Arao her maçta mutlaka kilit pas tercihi yapabilmeli; bu karşılaşma özelinde konuşmak haksızlık olacaktır; Lucescu’nun sinirleri geren kara futbolu böyle zamanlarda iyinin üzerini de gölgeleyebiliyor ancak futbolcunun oyunun hücum tarafına yön veren etkisini görmemiz gerekiyor.

Pedro ve King çok önemli hücum silahları olmasına karşın özellikle Dinamo Kiev gibi hem sert hem de anti futbol oynayan takımların savunma bloğu içinde üretkenlikten uzaklaşıyorlar.

Batshuayi’nin golde katkısı kusursuzdu ancak orkestranın içinde solo konçerto sergilemeye kalkarsa sezonun bütün oyun planı bozulabilir; bakınız Valencia.

Valencia’ya da bu maçta haksızlık etmemek gerekiyor, oyunda kaldığı süre boyunca pas opsiyonlarını sürekli aradı durdu; ancak bizim bir de bildiğimiz oyuncu var.

Gustavo rakip ceza sahası içinde gerçekten çok etkili bir hücum alternatifi olacakmış gibi görünüyor.

Fenerbahçe’nin savunması boşluk verdiği her durumda saatli bombaya dönüşüyor ve mutlaka zamanı geldiğinde de dün olduğu gibi patlıyor.

Dinamo Kiev’in golünü büyük çoğunluk Altay’a yazacaktır ancak ceza sahasının hemen önünde bir futbolcuya da bu kadar serbest şut çekme olanağı vermemek gerekiyor.

Özeti bu maçı iyi oyun, doğru futbol değil; anti ve karanlık futbol şeklinin karşısına dikilen arzulu, isteyen, mücadele eden Fenerbahçe kazandırdı.

Kadro ile sürekli oynayan ve belli ki hem uyumlu bir 11 arayan hem de geçiş sürecini pragmatist şekilde oyuncu ile çözmeyi deneyen Jesus’un doğru oyunu kurması için epeyce bir yolu ve zamanı var görünüyor.

Mesele elbette bu dönemi olabildiğince hasarsız atlatmayı, kırılmadan ayakta kalabilmeyi başarmak.

Avrupa Ligi geçmiş yıllarda olduğu gibi Fenerbahçe’ye büyük moral kaynağı olabilir. Geniş kadronun sonucunu burada alacaktır.



Kategoriler:Spor

Etiketler:, , , , , ,

1 reply

  1. Merhaba Uzay Bey ,

    Maç yorumunuz ; evet , karşımızda bir yorum yazısı var ve ben bu yazıyı okumaktan keyif aldım.
    Bunu özellikle belirtmemin sebebi , spor yorumcularının neredeyse %90 ı , futbolcu , teknik direktör , taktik , karşı takımın taktikleri vs. esas yorumlamaları gereken yerleri es geçerek , golleri ve oluşan pozisyonları dakikalarına varıncaya kadar anlatmaları . Ben zaten maçı izledim , bana tekrar golleri yazmanıza gerek yok ki ? Yorum nerde ? YOK !
    Jesus nasıl bir oyun planı istiyor , oyuncular hangi kısmını iyi , hangi kısmını eksik yapıyorlar veya hiç yapamıyorlar neden ? Bu kadro , oyuncular ile başarı gelir mi ? Neden ?
    Gelelim Fenerbahçe ye. İlk önce hoca ; yaptığı açıklamalar , maçlarda kenardaki duruşu ve maçı yaşayışı tam da Fenerbahçe kimliğine uyacak bir profil.Beni yeniden havaya soktu diyebilirim.
    Taktik konusunda, hocanın epey zor uygulanacak bir seçim yaptığını söylemek gerekir.Özellikle de 3 günde bir farklı kadrolarla aynı oyunu oynamaya çalışmak. Oynanması istenen oyun , özellikle fiziksel açıdan yıpratıcı. Bu yüzden kullandığı oyuncu sayısının fazla olması , aslında bu açıdan bakılınca mantıklı geliyor. Sadece doğru 11 veya sonradan girenlerle doğru 16 hangisidir ? bunu belki de ancak ocak ayından sonra görebileceğiz.O zamana kadar hocada , oyuncularda birbirlerine alışma süreci geçirecekler.
    Taktiğin uygulanmasında kullanılan oyunculara gelirsek. Benim top ayağında iken korktuğum oyuncular : BRUMA ,EMRE MOR ve ROSSİ Korkmamın sebebi , özellikle EMRE MOR ve BRUMA çalım atmak veya ayağında top tutma konusunda , nerede risk alınır ? sorusunda sınıfta kalan adamlar. Üçgen kurulmuş ve pasla geçmek çok daha kolay olan pozisyonda bile , çalım atmak ? Çalım başarılı olsa bile , bana göre çok yanlış . Orta sahada kesinlikle yanlış. Kaptırdığın anda kendi kalende topu görürsün.Hoca , adam eksilten oyuncuları kullanmayı seviyor da , kullandığın top takımın için fayda getirmiyorsa , istersen bütün oyunculara çalım at neye yarar ? Hoca nın Emre Mor u biraz daha az kullanacağını , istediği şekle soktuktan sonra da ondan çok faydalanacağını hissediyorum.
    Presli ve hızlı oyunu , organizasyonla birlikte ve pas şiddetini arttırarak oynayabilirsek,
    Türkiye de başarı için yeterli olabilir. Avrupa için ise bu takımın 2-3 sene beraber oynaması ve defans hattına daha hızlı ve kaliteli isimlerle takviye ederek gerçekleşebilir.Ancak seneye hocanın kalmayacak olması bizim için büyük handikap olacak.

    Teşekkürler.

    Gürol KARA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: