Yunanistan deneyimi ‘Sosyalizm’ için yepyeni başlangıç olabilir.


Yunanistan’daki seçimlerde sosyalistlerin “iktidara” gelmesi dünyada bir heyecan yarattı. Böylesi sonuçlar geçtiğimiz yüzyılda devrimlerle anılıyordu. Sonra liberal demokrasi özellikle Avrupa’daki sosyalist-komünist hareketi evcilleştirip cici-kapitalizmlerine eklemeyi başarınca sandıktan çıkan her sosyalist zafer liberal demokrasinin duvarına bir taş daha taşımanın ötesine geçemedi.

Malum 1991’de Doğu Blok’unun çöküşü sosyalizm adına düşünsel ve felsefi anlamda “sosyalizm” ideolojisine indirilmiş en büyük darbeydi. Ancak zaten Stalin’in Hitler’le yaptığı saldırmazlık paktı ile birlikte reel-sosyalizm daha hayatının ilkbaharında olgunluk dönemini görmeden aramızdan ayrılmıştı.

Bu pakt ile Stalin’in Hitler’e birçok rejim muhalifi ve Yahudi’yi teslim ettiği tarihin hiç anılmayan bilgilerindendir.

1956’da Macaristan, 1968’de Çekoslovakya, 1979’daki Afganistan işgalleri reel-sosyalizmin en karanlık yüzü olarak tarihe not düşüldü.

Artık ortada sosyalizmin sadece insanların algısına kazınacak yanlışları vardı.

Liberal demokrasinin göz alıcı Matrix hayatıysa her fırsatta bu karanlık yüzü bir reklam unsuru olarak kullanmaktan geri durmadı.

Sovyetler Birliği’ne bağlı radikal sol örgütlenmelerin reel sosyalizmi savunan, destekleyen ve ideolojik olarak da politikalarının merkezine koyan anlayışı bu olumsuz algının bir bilgi olarak yerleşmesine neden oldu.

Sosyalist pratik kelimenin tam anlamıyla teorisindeki fikirden koptu, ona yabancılaştı.

Sosyalizmin bu olup olmadığı hep tartışılmıştır.

1991’den sonra takip edebildiğimiz gibi eski tüfek sosyalistlerin bir kısmı liberal demokrasi saflarına geçti. Bir kısmı etnik kimlik siyasetine soyundu. Örgütsel hiçbir bağı kalmayan kimi sosyalistin liberal politikaların bağımsız birer muhalif kuantum noktasına dönüşmesi de sürecin bir başka boyutu olarak gelişti.

Zamanında sosyalizm hareketinin içinde erimiş halde bulunan çevreciler, feministler, LGBT, yeşiller, özellikle 1968 hareketiyle birlikte parçalar halinde ayrışacak, bağımsızlıklarını ilan edecektir.

Liberalizmin en büyük başarılarından biri muhalif unsurları sistemin önemli aktörleri haline getirmesidir.

Temelde bütün muhalif hareketlerin oluşmasına neden olan sorunların kaynağı, diyalektiği hiç değişmez, gelişip büyürken zaman içinde bunların sistemin en doğal vazgeçilmez unsuru, sonucu olarak gösterilmesi ve yönetimsel süreçlere dâhil edilmesi problemi çözmek, ortadan kaldırmak yerine yumuşatmanın, taviz vermenin en pragmatist yoluydu.

2008 Eylül’ünde patlayan küresel finansal kriz liberalizmin 1991’den bu yana yaşadığı en önemli sarsıntılardan biriydi.

Bu kriz dünya finans sisteminin birbirine bağlanmış devasa büyüklükte bir köpük olduğunu gösterdi. Bu köpük elbette maddi bir kaynaktan besleniyordu, yoktan var edildiğini söylemek mümkün değildir. Ancak o maddi kaynağı elinde tutup, piyasaları köpürtenler sermaye birikimlerini artık takip edilmesi mümkün olmayan akıl dışı bir büyüklüğe dönüştürürken, diğer tarafta da yine insan vicdanının kabul etmeyeceği bir yoksulluk, açlık, sefaletin de oluşmasına neden oluyordu.

Bu durum hem kişiler bazında geçerli olurken ülkeler sınıflandırması da burada kendi payına düşeni alıyordu.

Aslında bizim ekonomimizden hiçbir farkı olmayan ancak AB’nin yarattığı fonlarla belli bir refah seviyesine ulaşmış Yunanistan, İspanya, Portekiz, İrlanda gibi ülkeler için fonların bittiği yerde acı gerçekler ortaya çıkacaktır.

2008 Krizinden sonra bu ülkelerin ekonomilerindeki görünüm; İrlanda %-3,5, Portekiz %-7, İspanya %-7,5, Yunanistan %-25 küçülmüştür. Kuşkusuz bu kümülatif küçülmenin sosyal yansımaları çok daha ağırdır, çeşitlilik içerir.

Yunanistan’daki etkileri; milli gelir 25 bin dolar seviyelerinden 18 bin dolara gerilemiştir. İşsizlik oranı %6,9’dan %26’ya çıkmıştır.

Bunun anlamı nedir?

Liberal politikalar iflas etmiştir. Çark dönüşünü durdurmuştur.

Elbette AB (ve ABD) kendi bölgesinde bu krizin derinleşmesine izin vermemiş piyasaları para ile beslemeyerek derinleşmesi muhtemel krizin önüne geçmiştir. O tarihlerde devletin piyasalar üzerine müdahalesinde devletçilik tartışması yaşandığını hatırlamakta yarar vardır.

Aynı şekilde Almanya aktörlüğünde Yunanistan’a yardım paketleri önerilmiştir. Dönemin Başbakanının Almanya Başbakanı karşısındaki duruş fotoğrafı Yunanistan gerçeğinin acı ifadesiydi.

2001 Şubat Krizi sırasında IMF ile aramızda süren iyi niyet mektuplaşmalarında olduğu bir takım vaatler, tasarruf tedbirleri olarak uygulamaya sokulan bu paketlerin her biri borç yükünü daha da arttırmanın ötesine geçememiştir.

Yunanistan’da sosyalist Syriza neler vaat ederek iktidara geldi?

Borçların silinmesini talep edecek; bedava elektrik dağıtacak, gıda ve kira desteği yapacak, sağlık hizmetlerini sosyalleştirecek, emeklilik maaşlarını düzeltecek, yoksulların ulaşım sorununa çözüm arayacak, istihdam sorunu için alternatifler yaratacak, bankalara olan borçları düzenleyecek, asgari ücreti 750 € yapacak ve en önemlisi zenginlerden daha fazla vergi isteyecek.

Bir tarafta toplumların bilinç düzeyindeki ilerleme, diğer taraftan fiili ekonomik durum elbette insanları bir kurtuluş arayışı çerçevesinde motive ediyor.

Liberalizm için alternatifsizlik hala güncel yerini korumakla birlikte periyodu iyice küçük aralıklara inmeye başlayan ve neredeyse sürekli bir kriz ortamında yaşanıyormuş hissiyle sürdürülen politikalar için artık son yaklaştı.

Almanya krizi hala piyasalara para pompalayarak dengeliyor. Bir süre daha bu devam edecektir.

Ancak Euro bölgesinin birçok ülkesinde çark dönmüyor. Almanya büyük ağabey olarak bütün sistemi besleyebilecek mi?

Göreceğiz.

Sosyalizm için etrafı bu kadar kuşatılmış bir ortamda başarı şansı neredeyse yok gibidir. Bu nedenle Syriza’dan bir mucize, devrim beklemek hayalcilik olur. Yunanistan’da piyasa ekonomisi devam ederken diğer tarafta bir takım reformlar yapılması ve bunun da komşu ülkelerdeki politikalarla organize hale getirilmesinin önemi çok büyüktür.

Reel sosyalizmin negatif etkilerine dair algı her ne kadar çok güçlü bir şekilde hissediliyorsa da sosyalizm bir gelecek projesi olarak liberalizmin karşısında alternatiftir.

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s