Cumartesi günü Türkiye’de gerçekte neler oldu, ne yaşandı?


3 Temmuz Davası’na dair “itiraf” niteliği taşıyan tek ifadeyi Ümit Karan yapmıştı.

Hatırlayalım mı?

Ümit Karan’ın avukatı Ayhan Sağaroğlu, “Trabzonspor maçında niye önündeki Sezer Öztürk’e pas vermedin?” diye sordu.

Bu soruya Ümit Karan, “Orada bireysel olarak, kendim ilerlemek istedim. Belki de Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını istemedim” yanıtını verdi.

Bu sözler üzerine şaşıran mahkeme başkanı, “Böyle şeyler yapabiliyorsun o zaman maçlarda” dedi.

 Ümit Karan ise, “Ben iyi bir Galatasaraylıyım. Gönlümden Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını istemem, ama şike de yapmam” diye konuştu. (*)

Ümit Karan 3 Temmuz’da tutuklanıp, bir süre cezaevinde kalmıştır. İfadesiyle ne kadar çelişkili bir durum, değil mi?

Tarih 8 Mayıs 2011, ligin tamamlanmasına iki hafta var ve Fenerbahçe çok zorlu Karabükspor deplasmanında mücadele verirken karşılamanın uzatma dakikalarında ev sahibi takımın kalecisi Tomic kalesini terk ederek köşe vuruşunda gol arayacaktır.

Tomic’in futbolculuk kariyerinde bu ve benzeri şekilde aradığı kaç gol var, bilmiyoruz. En azından bu olaylara ancak bir takımın hayati derecede öneme sahip bir karşılaşma oynanırken son şans olarak bilinen bir duran top atışında sıklıkla rast geldiğimizi söyleyebiliriz.

Karabükspor’un küme düşme tehlikesi var mıydı?

Yok!

Kupa finali mi oynanıyordu?

Hayır!

Tomic neden Fenerbahçe ceza sahasına kadar gelip, gol aradı?

Bu sorunun cevabını aynı sezon oynanmış maçta Sezer’e gol pası vermemiş Ümit Karan cevaplandırıyor olabilir mi?

“Belki de Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını istemedim!”

Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını istememek Türkiye’de toplumsal histeridir ve sadece Fenerbahçe olduğunda ortaya çıkar. Bu konuyu ayrıca detaylandıracağız.

Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını istemiyorsan önünde iki seçeneğin olabilir:

Ya Fenerbahçe’ye karşı oynadığın maçlarda ekstra motive olur, mücadeleni doping almışçasına iki katına çıkarırsın,

Ya da Fenerbahçe’nin rakibi olan takıma karşı mücadele ederken, Fenerbahçe’ye karşı gösterdiğin gücü, azmi, gayreti, dikkati ortaya koymazsın!

Türkiye’de bu ikisi de olmuş mu?

Biri mahkeme tutanaklarına geçen bir ifadeden okuyoruz, diğerini de gözlerimizle izliyoruz.

Aslında her hafta Türkiye’de bu ve buna benzer karşılaşmaları görüyoruz, artık şaşırmıyoruz.

Şimdi…

Cumartesi tüm gün boyunca çok tuhaf şeylere şahit olduk.

Öğle saatlerinde Gençlerbirliği Başkanı Sn. İlhan Cavcav’ın açıklamaları geldi.

“Takımdan hiç memnun değilim. Son karşılaşmalarda, sıkıntıları da olmadığı halde ligin sonu geldi diye bir vurdumduymazlık içindeler. Bu nedenle bir şey yapma olanağımız yok.” (**)

Allah Allah, bir yöneticinin bu açıklamayı yapmaya hakkı var mıdır? Profesyonel takım oyuncuları nasıl mücadele etmelidir?

Bu açıklamanın bir Galatasaray maçı arifesinde yapılması kuşkusuz rahatsızlık vericiydi. Öyle olduğu için de manşetlerde ilk sıraya yükseldi.

Esas manşetse, tüm Avrupa’da anketlere konu olacak karşılaşmanın golüydü.

Milliyet Gazetesi’nin 12 Mart 2015 tarihli haberine göre, 15 Mart 2015 tarihinde karşılaşacakları Fenerbahçe maçından önce İlhan Cavcav hangi açıklamayı yapmış hatırlayan var mı?

“Ben Galatasaraylıyım. Amcam orada futbol oynadı. Galatasaray’ın şampiyon olmasını isterim.” (***)

Ne güzel İstanbul değil mi?

15 Mart 2015 tarihinde oynanan karşılaşmada Gençlerbirliği, Fenerbahçe’yi 2-1 yendi.

Bir yöneticinin maç öncesinde yapacağı açıklamaların oyuncusu üzerinde ne kadar etkili olduğunu bilmeyen var mıdır?

Türkiye’de 3 Temmuz diye bir garabet yaşanmamış olsaydı bugün ne bu yazıyı yazar ne İlhan Cavcav’ı nede de Gençlerbirliği kalecisinin kalecilikten uzak yediği golü konuşuyor olurduk.

Ancak oldu.

Üstelik 3 Temmuz dediğimiz şey tam da böylesi bir kurgunun, algının üzerine inşa edilerek operasyon haline getirildi.

Kimse Gençlerbirliği’ni Cumartesi günü şike yaptı diye suçlayamaz. Böylesi bir itham sadece haksızlık değil,  insafsızlıktır. Çünkü ortada Ümit Karan’ın itirafı duruyor. Futbolcular Fenerbahçe’nin şampiyon olmaması için o maçlara ekstra konsantrasyon ve motivasyon ile çıkarken, örneğin Galatasaray’a karşı çok daha rahat ve vurdum duymaz çıkabiliyorlar ve buna Başkanları bile engel olamayabiliyor.

O zaman Gençlerbirliği kalecisinin “istesem hiç de atlamayabilirdim” şeklinde açıklama yapmaya bile hakkı olur ve futbol denince Türkiye’de akla gelen isimler de bunu tartışmasız desteklerler.

Türkiye gerçeğidir bu.

Tuhaf, acımasız, gaddar ve eşit şartlarda olmayan rekabetin net ifadesi, göstergesidir.

Evet, ortada bir şike konusu yok zaten önceden oluşmuş bir şartlı refleks, algı var.

Neuer acaba kariyeri boyunca bir maçta kurtarış yaparken“şu topa atlayabilirim, buna hiç atlamayabilirim” şeklinde hesap yapmış mıdır?

Aklından geçirmiş midir?

Ya Muslera?

Bir kaleci pozisyon sırasında düşünür mü yoksa rekleksle karşılık mı verir?

Kazanmak isteyen takımın kalecisinin farkı net olarak ortaya çıkıyor.

Bu haksız rekabettir!

Bu haksızlık 3 Temmuz’da Fenerbahçe’ye çok daha ağır bir şekilde yapıldı.

Bugün Sivasspor-Fenerbahçe karşılaşmasının sonucunda birileri çıkıp “2010-11 sezonundan bile kirli” diyebiliyor, üstelik bu algı neredeyse Türkiye’de genel kabul olarak görülebiliyor.

Türkiye’de kaç gazeteci 3 Temmuz’da önüne koyulan tapelerden başka bir arayışa girerek konuyu araştırdı?

3 Temmuz yargılamasının en büyük boşluklarından biridir; sanıklar, tape kayıtlarının tamamını talep etmişler, cımbızla çekilerek, özenle oluşturulan algıya neden olan konuşmaların hangi ortamda öncesinde ve sonrasına neler geliştiğiyle birlikte “dinlemek” istemişlerdir.

Mahkeme bu talebi geri çevirmiştir.

Salı günü paylaşmıştım. Bir kere daha anlatıyorum;

Bundan önceki Papa New York’a ayak basmış, henüz toprağı dahi öpemeden bir gazetecinin kendisine yönelttiği bir soruyla karşılaşmış:

“New York’taki genelevlerin varlığını sürdürmesi ve kapatılması hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Papa şaşkınlıkla soruya soruyla karşılık vermiş.

“New York’ta genelev var mı?”

Ertesi gün gazetecinin çalıştığı gazetesinin başlığı:

“Papa uçaktan iner inmez New York’ta genelev var mı?” diye sordu.

Böyle olmadığını biliyor muyuz?

Türkiye’de gazeteciğim, haberciyim diye dolaşanlar araştırıp, ortaya koymuş mudur?

Hadi bunu bir kenara koyalım, Spor Medyası’nda bu analitik zekâya sahip kişi sayısı yok denecek kadar az, peki işleri gereği 3 Temmuz sürecine konu olmuş şaibeli maçları izleyip, pozisyon pozisyon masaya yatırıp, “şurada tuhaf bir durum olmuş” diyebilmişler midir?

3 Temmuz’un en büyük savcılarından biri olan Erman Toroğlu bile sezon içinde bir şey olduğunu hissetmediğini itiraf etmemiş midir?

Tuhaflığı girişte yazdım.

Sonraki tuhaflık da Cumartesi günü yaşananlardır. Normal olduğunu iddia edebilir miyiz? Mesele şike veya şaibe değildir; ancak normal de değildir bu durum.

Öyle olmadığı için de ta İngiltere, Hollanda’ya kadar ucu uzanıp kamuoyu yoklaması bile yaptırılmıştır.

Neden normal olmadığını yazının başından beri anlatıyoruz; Türkiye’de bir Fenerbahçe nefreti var ve Fenerbahçeliler dışında herkesin ortak bir hedefi var o da Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını istememektir.

Üstelik bu söz ve hareketlerle ifade ediliyor, ortaya koyuluyor, gösteriliyor.

Biz bunu normalleştirebilir miyiz?

“Çok nefret ediliyor, bu nefreti yaratan da sizlersiniz, bu nedenle kimse şampiyonluğunuzu istemiyor.”

Şeklinde bir açıklamayla dengeli bir mücadele ortamından söz etmek mümkün müdür?

Siz böyle eşit şartlarda yapılmamış bir rekabetin içinde başarılı olduğunuzda kendinizi gerçekten şampiyon olmuş gibi hissedebiliyor musunuz?

Bakın şike veya şaibeden söz etmiyorum. Şike önceden konuşulup, anlaşma yapmaktır, bu ise zaten fiilen özenle oluşturulan algıya dayalı sağlanmış şartlı refleksli bir mutabakatın sonucudur. .

Mersin İdman Yurdu yöneticisi bile Fenerbahçe ile oynadıkları maç sonunda isyan ediyor. Bu kişileri bu kadar motive eden bir şeyler olmalıdır, normal değildir!

Fenerbahçe ile mücadele edenler öncesinde ve sonrasında açıklamalarda bulunuyorlar; sanki belli bir ritüel varmış gibi karşılaşma daha oynanmadan başlıyor ayin, karşılama sonunda olası bir yenilgide son hezeyan ile tamamlanıyor.

Biz bu filmi 2010-11’de de gördük izledik. O gün de tuhaftı ortam bugün de; her şey bitti Fenerbahçe şampiyon oldu o tuhaf durumu yaratan algının içten içe bir operasyonla destekleniyor olduğunu sonra anladık.

O gün mücadele içinde olan ve aslında her şeyi bilenlerin de bu süreçte çok daha güçlü algı oluşturmak için cephane taşıdıklarını ise çok sonra fark edebildik.

“Fenerbahçe şampiyon olmasaydı 3 Temmuz Operasyonunu yapmayacaktık” diyen zihniyetten bir farkı var mıdır?

Bakın bu bambaşka bir şeydir.

30-40 yıldır Fenerbahçe rakip takımları satın alıyor, oyuncularıyla anlaşıyor, hakemleri, federasyonu baskı altına alıyor.

Yahu bu kadar nefret edilen, şampiyon olması istenmeyen bir takım bu anlaşmalarını kimlerle yapıyor?

Fenerbahçe koca bir sezon sadece Sivasspor’u mu yendi?

Bu ülkede bir gazetede Sivasspor başkanının maç öncesinde parmaklarıyla yaptığı 4 işaretinden karşılaşmanın sonucunu gösterdiği fotoğrafı 3 Temmuz’un delili olarak sunuldu.

Ve bu ülke bunu yuttu!

İTÜ’nün raporuyla sabittir, üstelik sayısal verilerle ispatlanmıştır; son 15 yılda Fenerbahçe’nin en çok penaltı kazandığı, hakemlerin Fenerbahçe’ye kolaylıkla penaltı çaldığı algısıyla, hakemlerin diğer takımlar lehine verdiği penaltı kararları tamamen çelişmektedir.

Açın istatistikleri inceleyin 1996-97 sezonunun penaltı rekoru nasıl kırılmıştır ve kim şampiyon olmuştur; Türkiye’de bu istatistiğin bir örneği daha var mıdır?

Unuttunuz değil mi? O günleri hiç yaşamadı bu ülke?

Algının tersine Fenerbahçe son 15 yılda rakiplerinden çok daha az penaltı kazanmıştır. Ancak bu algı halen sürdürülmektedir.

Fenerbahçe’nin sezon başında kazandığı birkaç penaltıya gösterilen reaksiyon sonrasında bu sezon ne kadar zor penaltı kazandığı ortadadır.

Algı ve işlem hiç değişmiyor.

Bu ortamı, algıyı kim yarattı? Kimler sürdürdü?

Medya’nın omurgası diye nitelendireceğimiz bir Grubun güçlü Spor kadrosuna üye yılların eskitemediği Beşiktaşlı bir “gazeteci” bu sezon Beşiktaş’ın şampiyon olamamasını Fenerbahçe ile oynanan maçta Beşiktaş lehine verilmeyen bir penaltıya hâlâ bağlayabiliyor.

Bu ağabeyimiz gerçeklerin yılmaz savunucusu, temiz futbol fakiri olarak ortalarda dolaşabiliyor.

İşte Cumartesi günü Türkiye’de yaşanan şey budur.

Siz de bunu rekabet ve mücadele olarak izlersiniz.

Evet, ortada bir mücadele var.

Adını siz koyun o mücadelenin.

(*)http://spor.milliyet.com.tr/umit-karan-dan-itiraf/spor/spordetay/30.05.2012/1546995/default.htm

(**)http://www.milliyet.com.tr/cavcav-oyuncularim-vurdumduymaz–genclerbirligi-2059963-skorerhaber/

(***)http://www.milliyet.com.tr/ilhan-cavcav-in-aciklamalari-buyuk—2027078-skorerhaber/

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s