İlk taşı atmak Erman Toroğlu’na mı kalmıştır?


Erman Toroğlu şike soruşturmasının 23. gününde adliyeye giderek Aziz Yıldırım’dan şikâyetçi oldu.

Neden bu kadar zaman beklediği yolunda bir soru sorabiliriz? Çünkü Sn. Toroğlu’nun yayıncı kuruluştaki görevine tam olarak bir buçuk sene önce son verilmişti.

Aslında Erman Toroğlu’nun şikâyet konusunda biraz da yüreklendiren Pazar günü birlikte bulundukları televizyon programından Mehmet Baransu oldu. O gece programa katılanların görüntüsü son derece rahatsız edici boyutlardaydı. Çünkü hemen hiç birinin yorum yaptıkları konuda tek bir bilgiye sahip olmadıkları net olarak ortaya çıkmıştı. Baransu’nun katılımıyla sorularla soruşturma hakkında bilgi edindiler. Biraz da fikirlerine uygun tarzda sorular sorarak haklılıklarını perçinlemek istediler.

Erman Toroğlu sanki yıllardır bu mücadeleyi tek başına veriyormuş edasıyla Baransu’nun dediklerini kaçırmaksızın dinledi.

Önceki yazımda da söylemiştim. Bu soruşturmanın en başından bu yana bizim sahip olmadığımız bilgiler konusunda basından birkaç kişinin konuya hâkim olmasını yadırgamıyor ya da kızmıyorum. Aksine bu durum soruşturmanın nasıl yapılıyor olduğu ile ilgili bize fikirler veriyor; kanaatimizin yerleşmesine yardımcı oluyor.

Baransu’nun bu kadar şey bilmesi değil; o programda yıllardır kamuoyunu yönlendiren kişilerin hiçbir bilgiye sahip olmadıkları halde Erman Toroğlu’nun tarzıyla ifade etmek gerekirse işkembeden sallamalarıydı esas sorun.

Bundan birkaç sene önce televizyonlarda yorum yapan bir takım kişilerin kamuoyunu yanlış yönlendirdiği yönünde kulüplerimizin yöneticileri, bazı yazarlar ve futbol dünyasının içinde olan bir takım kişiler tarafından dile getirilmeye başlanmıştı. Erman Toroğlu’nun yayıncı kuruluştaki görevine son verilmesi bu sürecin içinde gelişmiştir ve neredeyse kulüplerin fikir birliği ile oluşmuştur.

Aziz Yıldırım’ın burada vitrine çıkması kulüpler birliği liderliğinden başka bir şey değildir.

Bugün soruşturma hakkında neredeyse kesin hükümlere sahip kişilerden bir tanesi Sn. Erman Toroğlu’dur.

Çünkü kendisi zaten görev yaptığı uzun yıllar boyunca maçlar oynandıktan hemen sonra; hakem, futbolcu ve teknik direktörler hakkında yaptığı yorumlarında kesin hükmü verip anında infaz edebilecek yetenek, bilgi, öngörü ve seziye sahip bir kişi olduğunu ispat etmişti.

Bunun yıllarca hakem, futbolcu ve teknik adam üzerinde ne büyük bir baskı unsuru olduğunu ve taraftarı nasıl yönlendirdiğini hep beraber gördük izledik.

Gencecik futbolcuların yatak odalarına kadar uzanan yorumlarla konuların nasıl bambaşka yerlere gittiğine şahit olduk.

Arda Turan bunun en son örneğidir. Neredeyse haksız ve gereksiz yere ülkemizi ve Galatasaray’ı bırakacaktı.

Yıllardır içinden bir türlü çıkamadığımız ve bugün bütün futbol dünyamızı alt üst eden paradigmanın bir maç sırasında gelişmiş tek bir pozisyonun “oynatalım Uğurcum”la ileri geri sararak içinde bir şeyler arama veya bulma gayreti olduğunu bir yerlere mutlaka not etmemiz gerekiyor.

Bir pozisyona yüklenilen aşırı anlam 90 dakika boyunca oynanmış maçı tamamen anlamsızlaştıran bir şeye dönüştürdü.

Hayatın merkezine neyi koyarsanız o şekilde düşünmeye başlarsınız. Bir süre sonra o sizin bütün düşünme şeklinize egemen olur.

Dünyanın hiçbir yerinde elle oynanmış bir top, yanlış verilmiş bir penaltı, ofsayt veya gol kararı ülkemizde olduğu kadar hayatın merkezinde böylesine belirleyici değildir.

Doğrular, hatalar ve yanlışlar futbolun doğal sürecinin ürünleridir.

Şaibe ise bizim o pozisyonlara yüklediğimiz özel anlamlardan kaynaklı saplantılarımızdır.

Dünyanın hiçbir yerinde hakem bakış açısı koca bir futbol dünyasına böylesine bir etki yaratmamıştır.

Bugün başarı da başarısızlık da hep dışarıda bir yerlerde aranılan bir şey haline gelmiştir.

Belki de insanlar bunun gerçek olduğuna inanıp oyuna dâhil de olmuşlardır.

Hiç kimse bugün Metris’te yatanları işaret edip kendilerini bu koca düzenden ayrı bir yerde konumlandırmasın. Hele mağdur rolüne hiç soyunmasın.

Birilerini suçlu gösterip aynı düşünme sistemi ve yaklaşımıyla devam ederek kendinizi kurtaramayacağınız gibi futbolu düzeltemez, temizleyemezsiniz de.

O zaman adama sormazlar mı?

“Yıllardır bu işin tam da merkezindeydin, her şeyi yönlendirmeye, kamuoyu yaratmaya gücün vardı, neden yapmadın?”

Tek adamlık gösteri yapmayı futbol dünyamız için bir şeyler yapmaya tercih etmeseydiniz bugün üzerinize düşeni yapma gururu ile dolaşabilirdiniz.

Şikayet dilekçesi de işte tam da böylesi bir şeyin içine oturuveriyor.

Yazının burasına kadar gelmiş okuyucularımdan bir kısmı hemen bütün sorumluluğu bir kişiye yüklediğim yönünde bir tepki duyabilirler.

Hayır!

Bizim sorunumuz kişiler değildir. Kişiler kendilerini dışarı çıkartıp, başka kişileri suçlama telaşına girerlerse o zaman bir kaç şey söyleme ihtiyacı duyarız.

Bu koca bir sistemdir ve bunun içindeki her bir kişinin etkisiyle oluşmuştur. Temel aktörlerin elbette sorumlulukları daha fazla olacaktır.

Sn. Baransu Pazar gecesi katıldığı programda “futbolumuz batsın, umurumda değil” mealinde bir söylem ifade etti. Kendisi futbola spora uzaktır; konusu da değildir. Bir süre sonra görevi sona erdiğinde onu buralarda göremeyeceğiz.

Ancak bizim için futbol, spor çok önemlidir. Onun geleceği hakkında düşünmek, geçmişini sorgulamak ve tamamen batırmadan ayakta tutabilmek temel meselemizdir.

O ilk taşı atmak Erman Toroğlu’na mı kalmıştır?

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bu yazı 28 Temmuz 2011 tarihinde Milliyet.com.tr‘de yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s