Operasyonun çete yerine şike üzerinden yürütülmesinin çıkmazı


Operasyonda dün küçük bir dalga geldi. Aslında günlerdir bütün futbol kamuoyu bu hamleyi bekliyordu. Ancak etkisi öncekiler kadar olmadığı gibi enerjisini yitirmiş gözüktü.

Şimdi herkes bu işin gideceği yerin belirsizliğini sorguluyor.

Neden?

Çünkü bu soruşturma Giresunspor’un yönetimindeki bir takım gizli ilişkilerin takibi ile başlamış; Aziz Yıldırım’a ve diğerlerine ulaşmıştı. Zaten Aziz Yıldırım’ın emniyete götürülmesiyle ilgili kararda ve evinin arama emrinde çıkar amaçlı suç örgütü vurgusu ön plana çıkıyordu.

Operasyonu yürütenler muhtemelen süreci takip ederlerken tesadüfen başka dinlemelere takıldılar ve oradan da şike çıktı. Şike bir amaç değildi ancak suçlamalar için araç haline geldi.

Okuyucularımın bir kısmı yazılarımdaki bazı cümlelerimden bu soruşturmaya karşı olduğum yönünde çıkarımda bulunuyorlar. Yanlış anlıyorlar şeklinde bir cümle kurmayacağım. Çünkü bizim görevimiz düşündüğümüzü doğru anlaşılır şeklinde yazmaktır.

Soruşturmanın yapılması değil, sadece belirli çerçevede sürdürülüyor olmasıydı esas sorduğumuz soru. Kuşkusuz bu soruyu sormamıza da kızan okuyucularımız oldu. Soruşturmaya diğerlerinin de dâhil edilmesi yoluyla Fenerbahçe’nin kurtarılması amacıymış gibi algılandı.

Futbol gibi taraftar olgusunun belirleyici olduğu bir yerde aksi düşünülemezdi.

Ancak en başından bu yana soruşturmayı yürüten savcının aşamayacağı ve belki de sürekli karşısına çıkacak en büyük düğüm noktası burasıydı.

Çete soruşturmasının kapsamı bellidir. Operasyon bu merkezde devam ediyor olsaydı muhtemelen kulüplerin cezai sorumluluğu da azalabilirdi. Ancak soruşturmanın şike araştırılmasına dönüşmesi çete takibi yapılması konsantrasyonunu da zayıflatmış olabilir.

Tam bu noktada tercihli yolu kullanmak yerine savcı çok daha zor olanı kullanmış ve trafiğin içine girmeyi tercih etmiş olabilir.

Çete soruşturması futbol kamuoyunda şike operasyonuna dönüştü.

Çete soruşturması sırasında tesadüfen dinlemeye takılmış Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu da kendilerini bir anda şikenin içinde buluvermiş olabilirler.

6 Temmuz tarihli Operasyonel Sorular başlıklı yazımda bu soruyu seslice ifade etmiştim.

Süper Ligi büyük bir ağacın gövdesine benzetirsek; ağacın bir dalında 1 Aralık 2010 tarihinde Fenerbahçe yöneticileri üzerine yoğunlaşmış olan bu teknik takip ‘ağacın diğer dallarında neler olup bitiyor acaba’ şeklinde soruyu sordurmuş ve o dallar da takibe alınmış mıdır?”

Ancak muhtemelen 1 Aralık 2010 tarihinde soruşturmayı başlatanlar şikeyi ortaya çıkarma amacında değillerdi. Belki akıllarında böyle bir şey de yoktu. Öyle olsaydı dünyanın birçok yerinde bu işi sonuçlandırma uğraşı yapanlar gibi sorumuzda altını çizdiğimiz şekliyle Süper Lig’deki bütün kulüpleri kapsama dâhil ederlerdi.

O gün böylesine geniş kapsamlı bir soruşturma başlatılmış olsa belki bugün bambaşka bir şeyi konuşuyor, sorguluyor, çözüm arıyor olurduk.

19 maçta şike yapıldığı, Fenerbahçe’nin son beş maçının sonucunun bilindiği söylenmesine karşın neden Metris’te üç takımdan dört oyuncunun tutuklu olduğu sorusu karşısında sessiz kalınmasının bir açıklaması bu olabilir.

Çete bir örgüt kurmuş ve şike yapmış olabilir. Ancak ortada bu işi yapacak futbolcular yokken fiil nasıl gerçekleşmiştir, sorusunun cevabını bir türlü bulamıyoruz veya duyamıyoruz.

Askerlikte bile eğer komutanın emri kanunsuzsa askerin buna itaat etmemesi gerekir. Ortada bir şike varsa futbolcular, teknik adamlar ve hatta hakemler olması eşyanın doğasına uymaz mı?

“Suçu tespit ettik, ancak nasıl ve kimlerle yapıldığını daha sonra bulacağız.”

İşte tam bu noktada soruşturma veya operasyon zayıflıyor, genişleyemiyor. Genişleyemediği için hep bir takım sorular cevapsız, mesnetsiz kalıyor.

Gerçekten ortada bir çeteden söz edebiliriz. Bu çete çıkar amacı da gütmüş; maçların sonuçları değil bambaşka şeyleri hedeflemiş olabilir. Ne de olsa şifreli konuşuyorlar.

Bu şifreli konuşmaları getirip bir başka şeyin içine koysanız pekâlâ niteliğini de değiştirebilirsiniz.

Bu düğümü operasyonu yürütenlerin nasıl çözecekleri merak konusudur.

Çete mi şike mi yoksa her ikisi birden mi?

Çete maçlar üzerinden çıkar amaçlamışsa hangi araçları kullanmıştır?

Bu soruşturmanın 11-12 dalga üzerinden devam etmesi ve şu an sorduğumuz sorulara aşama aşama cevap bulmamız da mümkün olabilir.

Bu durumda 9 Eylül tarihinde liglerin başlamasından sonra operasyonların devam etmesi gibi bir sonuçla karşılaşabiliriz ki bu sporun, mücadelenin ve rekabetin ruhuna yine aykırı olacaktır.

Hele bir tarafta Aziz Yıldırım ve etrafındaki adamlarıyla; bu şemaya ve ilişkilere hiç mi hiç uymayan Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu gerçeği çırılçıplak ortada duruyorken…

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Bu yazı 30 Temmuz 2011 tarihinde Milliyet.com.tr‘de yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s