Sis perdesini dağıtmak için fırtınaya hazırlanmak


24 Temmuz 2012

Dün Radikal’deki köşesinden Aziz Yıldırım’ın, Mehmet Ağar’ı ziyareti sonrasında Uğur Vardan’ın Futbolun Celal Bayar’ı isimli yazısında şöyle bir alıntı ile başlamak istiyorum.

“Radikal Spor’un ne Aziz Başkan’a ne de başka bir kimseye koşulsuz desteği söz konusu olamaz, biz meseleye daha önce de belirttiğim gibi ‘Gördüğümüzü çalarız’ mantığı ile yaklaşır ve diyalektik açıdan, olayların seyrine bakar tavrımızı alırız. Yani Yıldırım’ın ziyareti bizi o kadar da şaşırtmadı, asıl şaşıranlar ‘sosyal medya’da sıkça vurgulandığı gibi Yıldırım’dan ‘Sol bir önder’ yaratmaya çalışan ve süreç boyunca, meseleye kendileri gibi katıksız bir taraftar gözüyle bakmayan T. Bora, Erkan Goloğlo, B. Yelkovan, B. Erten, K. Başaran ve ben olmak üzere başta Radikal Spor’u, artı herkesi suçlayan “Fenerbahçe’nin solcuları” oldu.” (*)

Önce şu diyalektikten biraz konuşalım.

Suyun kaynama derecesini sorsam; bu konuda herkes 100 derecede der. Bu bizim en iyi bildiğimiz fiziki bir olaydır.

Su 100 derecede kaynıyor ya da buharlaşıyor; ancak soğuk kış günlerinde 10 derecenin altında bir sıcaklıkta dahi balkona astığımız çamaşırlarımızı kurutabiliyoruz. Peki, bu nasıl oluyor?

Kuşkusuz bu da suyun atmosferle olan ilişkisinden kaynaklanan fizik yasalarına göre oluyor.

İnsanlar endüstri devrimin kadar gelen sürede uzunca bir zaman eski Yunan filozoflarının düşünme yöntemlerini kullandılar; Aristo, Platon vs. Sonra bilimin gelişmesiyle deneysel sonuçlardan hareket ettiler.

Yirminci yüz yıl kuantum düşüncesini geliştirdi.

Ancak ülkemize her şey gibi felsefe de çok geç bir zaman diliminde girdi. Üstelik öğrenilmesi gereken öylesine büyük bir kütle vardı ki tamamına hâkim olunamadığı için parçalara ayırmak gerekti. O sırada birçok şey birbirinden koptu.

Örneğin girişte verdiğim fiziki örnek aynı zamanda düşünme araçlarından biridir. Okullarımızda olsun, kitaplarda olsun bilimsel bir takım bilgiler, deneyler felsefeden çok uzak bir yerlerde duran başka şeylermiş gibi öğretilir.

Uzatmayalım…

3 Temmuz sürecinde bir takım kişiler olayı değerlendirirken özünden koparmayı tercih ettiler. Bu kişilerin büyük bölümü 3 Temmuz’a kadar gelen sürede aslında futbolla ilgisi olmayan daha çok toplumsal olaylara ilgi gösterenlerden oluşuyordu.

Uğur Vardan dünkü yazısında Aziz Yıldırım’ın Mehmet Ağar ile olan ilişkisini Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe taraftarının direnişinin veya mücadelesinin önüne yerleştirip, karalamaya çalışıyor.

“Bakın gördünüz mü, aslında Aziz Yıldırım, Mehmet Ağar gibi derin ilişkilere sahip bir sistemin parçasıdır.” Demeye getiriyor.

Hazır ortada Mehmet Ağar’ın yerleşmiş bir algısı da var, oradan vurup kendince puan almaya çalışıyor; diyalektik bu ya, gördüğünü çalıyor.

Oysa muhtemelen dost sohbetlerinde alıntılar yaparak konuştuğu Marks bir yazısında diyor ki; özle görünen bir olsaydı bilime gerek kalmazdı.

Sadece bu da değil; 11 numaralı tezinde de; filozoflar bugüne kadar hep dünyayı anlamaya çalışmışlardır; ama esas önemlisi onu değiştirmek olmalıdır.

Gördüğünüzü çalmak bir beceri değildir. Çünkü sizler hakem değil; düşünen adamlarsınız. O köşeler sizlere insanlara farklı şeyleri gösterin, dünyayı da değiştirin diye tahsis ediliyor.

3 Temmuz günü başlayan süreçte eğer sadece tapeleri okuyup, Aziz Yıldırım’ın kurduğu suç örgütünden başka bir şey üretmedinizse çok büyük bir fırsat kaçırmışsınızdır.

Mesele Mehmet Ağar’ın, Aziz Yıldırım’ı veya diğerinin ona iadeyi ziyaret yapması ekseninden çıkaramazsanız bu dünyayı anlamamışsınız demektir.

Aziz Yıldırım’ın kendisi yıllarca bu sistemin bozukluğundan söz etmedi mi?

“Ben maçların sahada kazanıldığını sanıyordum.” Açıklamasının içinden bir şeyler almak yerine onu suçlu göstermenin delili haline getirmek suyun 100 derecede kaynadığını söylemektir.

Ama suyun fiziksel özelliklerini öğrendiği gün insanlık sanayi devrimini gerçekleştirmişti.

Bir sene boyunca Aziz Yıldırım’ın ve Fenerbahçe’nin neler yaptığı üzerine kafa patlatılacağına geride duran o büyük karanlık dünyayı aralamaya çalışmaktı yapılması gereken.

Bu dünyanın farkında olup, kendi üzerine yıkılmaya çalışan tüm günahları reddetme uğraşındaki Fenerbahçeliler üzerine Mehmet Ağar’la bel altından vurmak değil.

Çok da güzel sormuş Uğur Vardan; “Sahi nedir Ağar’ın futbolumuzdaki gerçek yeri? Artık bu ‘derin’ tanımlamasının üzerindeki toz bulutunu kaldırıp meseleye sosyolojik tez olarak bakmanın zamanı gelmedi mi?”

Evet, tam da o yerdeyiz de ne zaman başlayacaksınız?

Diyalektiğin temellerinden biridir.

Tez, antitez ve sentez…

Toplumsal olaylarda bu temel yasayı sürekli işletmemiz gerekmez mi?

Ne bekliyoruz?

Bugün Fenerbahçe üzerinden futbolda temizlik yapılmaya çalışılıyorsa ve istisnasız bir kesim bunun için çaba harcıyorsa bu bir “tez” olur ve elbette ister istemez antitezini de yaratır.

Aykut Kocaman’ın ifade ettiği gibi gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi bir sorunu vardır. Belki içinden geçtiğimiz dönemde bu tez kendisini çok gizli bir sis perdesinin içinde saklıyor olabilir.

Ama antitez o sis perdesini dağıtmak için fırtına olmaya hazırlanıyor.

Doğru sentezi gerçekleştirebilmek için…

(*) http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1094973&CategoryID=97

http://spor.milliyet.com.tr/sis-perdesini-dagitmak-icin-firtinaya-hazirlanmak/uzay-gokerman/spor/sporyazardetay/24.07.2012/1571104/default.htm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s