Türkiye’de inşaatlar neden sorun üretiyor?


Dünyada ekonominin motor güçlerinden biridir inşaat;Türkiye için “merkez güç, ana kumanda odasıdır” diyebiliriz. Endüstrinin her geçen gün etkinliğini yitirdiği ortamda insan kaynaklarından tutun da bankacılığa, sigortacılığa, hukuka kadar aklınıza gelebilecek her türlü işin içinde inşaat vardır.

Adını daha önce ilaç, bisküvi, içeçek, bankacılık ve özellikle de tekstil sektöründe duyduğunuz bir çok holding bugün eski fabrika arazilerine AVM, rezidans, ofis yapıyorlar.

İnşaatlarda görev alıp çalışan nüfus da giderek artıyor.

İnşaatlar çeşitlendikçe ihtiyaçlar, yeni yeni iş kolları ortaya çıkıyor.

Örnek vermek gerekirse daha yakın zamana kadar 10-15 katlı binalar gökdelen kategorisinde değerlendiriliyordu ve belki de adını 10 işçi kardeşimizin ölümüyle duyduğunuz yük ve personel asansörü bu inşaatlarda kullanılma ihtiyacı duyulmuyordu. Oysa bugün orta ölçekteki bir binanın yüksekliği bile 100 metrelerden başlıyor; bu da yaklaşık 30 katlı bina demektir ve yapımı için hem işçi hem de malzemenin taşınması için bu asansörlere ihtiyaç vardır.

Ancak konumuz bugün asansör veya kaza değil; yeri geldiğinde onu da konuşuruz.

***

Tartışılması gereken şey; başımıza gelen bu felaketleri neden yaşıyoruz ve sürekli tekrarlar içindeyiz?

Her kaza sonrasında gerçekte sorumlu olmayan bir kaç kurbanı bulup cezalandırmakla altından kalkamadığımız bu sorunun temel kaynağı nedir?

Yarın başka bir kaza olmayacağının bir garantisi var mı?

***

Kuşkusuz yoktur.

Neden?

Müteahhitlerimiz 50 yıldan fazla bir süredir bu sektörde dünyanın bir çok yerinde eserler ortaya koyuyorlar. Başarıları alkışlanıyor, ödüllendiriliyor.

Peki…

Sorular şunlar;

– 50 yıldır bu büyük başarılara imza atmış sektörün inşaat teknolojisine katkısı nedir? 

– Yapım konusunda herhangi ürün, know-how ortaya koyabilmiş midir? 

– Patentli kaç icat vardır? 

– Sektörde yapım teknolojisine ait bir endüstri yaratabilmiş midir? 

Bu sorulara maalesef olumlu cevap veremiyoruz.

Övündüğümüz tek şey inşaatları dünyadaki benzerler rakiplerinden çok daha kısa sürede yapıp teslim etmektir. Bunun anlamını biliyoruz değil mi?

Her zaman olduğu gibi “diğerlerinin” ürettiği yapım teknolojilerini yetkinliği şüphe götürür insan kaynağını sonuna kadar kullanarak (burada başka bir “kelime” kullanmak mümkündür) inşaat yapmanın ötesine maalesef geçemiyoruz.

***

Kullandığımız kalıp teknolojisinin Almanlardan, döktüğümüz hazır betonunun kimyasal karışımını Fransızlardan alıyoruz.

İskele teknolojisi yine Almanlardan…

Hatta artık nasıl demir bağlayacağımızı bile onlar bize öğretiyorlar.

Ölçüm aletlerimiz Japonlardan…

Yangından korunma bilgimiz Amerikalılardan…

Isıtma soğutma ekimpanlarımız; Almanya, İtalya, Fransa, Japonya, Kore’den…

Armatürlerimiz Çin…

Vs… Vs… Vs…

***

Hadi varsayalım çok akıllıyız, insan kullanmasını biliyoruz, onlar üretiyor biz de yönetiyoruz diyebiliyor muyuz? 

Yönetmekten kasıt; organizasyon, standardizasyon, sevk ve idare, koordinasyon bilgi, beceri ve birikimimiz ne seviyede?

Kayıt altına alma, dokümantasyon yapabiliyor muyuz?

Bir inşaatın yönetim ve imalat organizasyonunu fabrika organizasyonu gibi gerçekleştirebiliyor muyuz?

Öğrendiğimiz bilgiyi bir sonraki işe, şantiyeye ne derece taşıyoruz, birleştirebiliyor muyuz?

Yoksa her şantiye yeni bir başlangıç, Amerika’nın tekrar tekrar keşif yolculuğu mu?

Her şantiyenin başındaki koordinatör, proje müdürü, şantiye şeflerinin yoğurt yeme şekillerine göre yönetim anlayışı mı?

Bilim, bilgi, birikim, tecrübe dediğimiz şey onların bize özel olan “işbilirliği” mi?

***

İşte çok övündüğümüz insan yönetimi, standardizasyonun gerçekte çuvalladığı yer tam da burasıdır.

Yönetimden anladığımız şey insanların “esnek saatlere uyumlu” şekilde çalıştırılmasıdır. Üşenmeyin açın bakın inşaatlarda çalışacak teknik personel aranan ilanlarına, hep aynı tarifler yapılır.

50 yıllı aşkın bir sektör kendi içinde tek bir standardizasyon yapamamıştır.

Bugün en basit bir fabrikada bile bir ürünün ne kadar zamanda hangi makinalarda ne kadar zamanda ve hangi kalitede çıkacağı üç aşağı beş yukarı kontrol altındadır.

Oysa bir yapının temel unsuru olan betonarmenin kalıptan nasıl çıkacağı her seferinde büyük bir merakla beklenir ve ayrı zamanlarda dökülmüş iki kolonun veya perdenin, kirişin aynı kalitede çıktığı çok zor görülmüştür.

Bir proje ofisinde üretilmiş ancak hiçbir şekilde arazide uygulama şansı olmayan tasarım çiziminin sahaya nasıl uyarlanacağının bilgisinin üzeri maalesef çoğu zaman pusludur.

***

Son yüz yıldır bütün çalışmalar işçinin bir gün, hafta, ay ve yılda ne kadar etkili çalışabildiğinin üzerinedir. Haftalık 45 saatlik sınır kimsenin paşa gönlünden çıkmamıştır. Zaten bundan fazlasını kişi çalışmamakta, verimli olamamaktadır.

İki günlük hafta tatili uyumak kadar temel bir ihtiyaçtır. Dünyanın gelişmiş bütün medeniyetlerinde olan budur. Daha azı yetmemektedir. Hele haftanın yedi günü sürekli çalıştırılan bir personel diğer hafta başından itibaren bir önceki haftaya göre çok daha az verimle çalışmaktadır.

***

Bütün bunların toplamından kuşkusuz modern dünyanın bize sunduğu akıl, rasyonelite aramak boşunadır.

Minimumdan maksimum aramak ancak bizim gibi ülkelere has bir özelliktir.

Bir organizma bir bütün halinde, koordineli bir şekilde çalışabilirse başarılı olur. Öğrendiğini bir sonraki hareketinde uygulamaya geçirirse o zaman gerçek anlamda “büyümüş, olgunlaşmış” olur.

Olgunluk üretmek, meyve vermek anlamına gelir.

Üretimden kast edilen şey sadece inşaat yapmak değildir; inşaatı kolaylaştıracak teknolojiyi de beraberinde geliştirmek anlamında anlaşılmalıdır.

Oysa son olayda da gördüğümüz gibi inşaatlarda sorun üretmekten başka bir şey elimizden gelmiyor.

Ve bu da sanki kadermiş gibi gösteriliyor.

Öyle olmadığını dünya bize gösterdi, öğrenmemekte direniyoruz.

(Fotoğraflar: Uzay Gökerman arşivi)

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s