Farklı 11’lerle oyun kurma


Jesus dün akşam Çekya’da yaş ortalaması 25,3 olan bir takım sahaya çıkardı. Herhalde ortalamayı aşağı çeken en önemli etken hafta arasında kendisine 10 numaralı formanın emanet edildiği Arda Güler’di.

Arda Güler’in sahaya sürülmesini Jesus adına radikal bir hamle olarak not etmeliyiz.

Başka radikal hamleleri daha vardı; Lemos, Crespo ve Serdar Dursun da daha önceki karşılaşmalarda ilk onbirde düşünülmeyen oyuncular arasında yer alıyordu.

Peki burada bir soru soralım kendimize.

Portekizli teknik direktör bir oyun mu kurmaya çalışıyor yoksa sahaya nasıl kazanırsa kazansın bir takım mı çıkarmak istiyor?

Jesus’un bu anlamda hareket ettiği ilk anafikir ne?

22 Haziran’dan bu yana Fenerbahçe hazırlık karşılaşmaları dahil 11. maçına çıktı. Bunların önemli bölümünde tüm oyuncular forma şansı bulabildiler.

Resmi karşılaşmalardaysa belli bir oyuncu grubu üzerinde kristalleşme başladı.

Takımın en önemli prensinin Rossi olduğu göze çarpıyor. 120 dakika süren 2.Dynamo Kiev maçında oyunda kalma başarısı gösteren Uruguaylı dün de 90 dakika ter döktü sahada.

Bir oyuncu tüm maçlara çıkıyorsa ya oyun onun üzerine kurulmuştur ya belli bir taktiğin parçasıdır ya da oyuncu her ne yaparsa, kötü de oynasa şapkadan tavşan çıkarıp, takımın sahadan galip gelmesini sağlayan bir hareket yapan futbolcusudur.

Hangisi?

Dün yedek soyunmuştu ancak benzer sorular Valencia için de geçerlidir.

Futbolcu üzerinden oyunu okumak, değerlendirmek işin en ucuz yolu ve yöntemidir.

Futbolcu üzerinden, belli bir oyuncu grubuna bağlı kalarak ve onlarla oyunu değiştirmeye çalışmak da…

Teknik direktörün dışarıdan bakıldığında öyle ya da böyle bir planı olduğunu gösterecek oyunu olmalıdır. Jesus bize henüz bunun parlak ışığını gösteremedi.

Belki gerçekten düşündüğü bir oyun var ancak inandığı belli bir oyuncu grubunun içinde kalarak bunu kurmaya çalıştığı için başaramıyor.

Bu durum maalesef o oyuncu grubunu da sevimsiz hale getiriyor.

Dünkü karşılaşmanın 80. Dakikasında Arda oyundan çıkarken yüzündeki ifade yorgun değil mutsuzdu. Hiçbir oyuncu sahadan çıkmaz istemez. 17 yaşındaki bir oyuncunun böyle mutsuzluklar yaşayacağı çok fazla deneyimi olacaktır.

Masela takım arkadaşı Zajc, yıllardır kendisinden çok daha kötü oyuncular olmasına karşın ya saha kenarında yedek bekliyor ya da ilk onbirde başladığı maçın bir bölümünde ilk olta atılan futbolcu oluyor.

Çünkü bu ülkenin futbolu değerlendirme kapasitesi vasatın altındayken, futbolcu grubunu vasat olanlar ve olmayanlar şeklinde kompartımanlara ayırarak değerlendirmek dışında hiçbir şey bilmiyor ve Zajc geldiği günden bu zamana ülkemizin futbol kamuoyu tarafından vasat oyuncu sınıflandırmasına dahil ediliyor.

Aynı şey aslında Ferdi için de öyleydi.

Bu iki oyuncunun kaderlerini geçen sezon Pereia ve İsmail Kartal değiştirdiler. Ne kadar çok gol atarsa atsın, maçın kaderini değiştirsin yine de yıldız klasmanında oyuncu olamıyor Zajc.

Dün Rossi maçı tamamlarken Arda’nın değişikliğe uğramasının nedeni de performansı değil, önce yaşı, sonra da kariyeri ve pasaportuydu.

Başka bir detay var mı konu Samandıra’nın iç işlerindedir, bizi şimdilik ilgilendirmez, ancak sezonun ilerleyen bölümünde mutlak surette ilgi alanına sokulacaktır.

Haftalardır kenarda yedek bekleyen bir diğer oyuncu Serdar Dursun dün ilk onbirde sahaya çıktı ve 90 dakika kaldı. Peki dün akşam Fenerbahçe’nin oyunu Serdar Dursun’un futbolcu özelliklerine uygun muydu?

Jesus’un kafasındaki oyun planı Serdar Dursun’a uygun olmadığı için mi ilk onbirde hiç düşünülmüyor, bu da sorulması gereken başka bir sorudur.

Bu soruya cevap aradığımız sırada Serdar Dursun özellikle ikinci yarı şapkadan tavşan çıkarmakla meşguldü ve başarılı da oldu. İşte attığı gol ona forma hakkı veriyor. Pazartesi günü Kasımpaşa karşısına çıkacak onbirde olup olmayacağı merak konusudur.

Fenerbahçe dün geriden uzun toplarla rakip kaleye yaklaşmayı denedi.

Hepimiz yıllardır pasa dayalı oyun üzerine kendimizi şartlandırıyoruz. Jesus gerçekten bu oyunu oturtmak istiyor ve saha yerleşimini buna göre kurguluyorsa ne kadar eleştirirsem eleştireyim, hangi oyuncu grubuyla olursa olsun bir başarı gelirse, teknik direktörün karşısında saygı ile eğilirim.

Ancak bu kuşkusuz geçen sene Altay Bayındır’ın Alanyaspor maçında Rossi’ye gönderdiği uzun topla atılan golün hayaline kapılmak da olmamalıdır.

Arao ve İsmail Yüksek stoperlerin arasına girerek takım boyunu hücum bölgesine göre oldukça açıyor. Bu sadece Fenerbahçe’nin değil, rakibin de yerleşim boyunu genişletiyor ve hücum bölgesinde boşluklar oluşmasını sağlıyor.

Hem uzun toplar hem de 2’ye 1’lerle yapılan hızlı geçiş oyunlarıyla rakip kaleye yaklaşmak mümkün hale geliyor.

Fenerbahçe’nin dışarıdan bakıldığında görülen en önemli taktiksel oyunu budur.

Başarısızlığın temel nedeni daha fazla tekrar gerektirdiği mi yoksa üzerinde ısrarla durulan oyuncu grubu mu sorusunun cevabı en kritik anahtarıdır.

Dün özellikle Crespo, Arda, Serdar Dursun üçlüsü ilk yarıda bu oyunu birkaç defa denediler.

En uygun yerden çoğunluk Serdar Dursun ve Rossi’nin her fırsatta kaleyi yoklamaya çalışmaları Fenerbahçe’nin hücum sonlandırmada en önemli zaafı oldu.

Serdar Dursun ceza sahası dışından önüne gelen her topa şut çekmek yerine ceza sahasına girecek aksiyonu tercih etse kuşkusuz başka taktiksel bir oyun daha görebilecektik.

Kimbilir, belki de bu uzaktan şutlar Jesus’un oyun tercihiydi ve “gördüğünüz her yerden kaleye şut çekin” dedi.

Sonuç alabildi mi?

Serdar Dursun’un golü tam olarak bunu anlatmasa da kaleye mesafesi bakımından karşılığı oldu.



Kategoriler:Spor

Etiketler:, , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: